dask

ANALİZ - Ali ez-Zeydi'nin Türkiye ziyaretinin stratejik boyutları

Gündem (AA) - Anadolu Ajansı | 27.07.2026 - 14:26, Güncelleme: 27.07.2026 - 14:30 83 kez okundu.
 

ANALİZ - Ali ez-Zeydi'nin Türkiye ziyaretinin stratejik boyutları

- Orta Doğu'nun içinden geçtiği zorlu sınamalar sarmalında paylaşılan ortak kader, karar alıcıların işbirliğini pekiştirmesini, diyaloğu öncelemesini ve savaşa kapıları tamamen kapatmasını zorunlu kılıyor
Irak'taki Nahrain Center'da araştırmacı Ahmed Al-Jumaili, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin Türkiye'ye gerçekleştireceği ziyaret öncesinde Türkiye-Irak ilişkilerini ve görüşmede konu edilebilecek olası hususları AA Analiz için kaleme aldı. *** Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşeceği 28 Temmuz'daki Ankara ziyareti, göreve geldikten sonra çıktığı yurt dışı turunun üçüncü durağı olacak. Irak'ta göreve gelen başbakanların iktidardaki ilk aylarında bu tür ziyaretler gerçekleştirmesi artık bir gelenek halini alırken, aynı zamanda, Irak dış politikasının bölgesel ve uluslararası boyutlara verdiği önemi de yansıtıyor. Bağdat yönetimi, bölgenin siyasi ve güvenlik dengelerini şekillendirmede uzun süredir kaybettiği etkin rolü yeniden kazanmaya çalışırken, söz konusu ziyaret, Irak'ın komşu ülkeler ve uluslararası toplumla giderek artan temaslarıyla da doğrudan örtüşüyor. Zeydi'nin Ankara ziyareti hem bu önceliklerin bir yansıması olarak öne çıkıyor hem de son yıllarda birçok alanda derinleşen Türkiye-Irak stratejik ortaklığını pekiştirme yolunda atılmış yeni bir adım niteliği taşıyor. Görüşmelerde ekonomik işbirliği, güvenlik, enerji ve su meselelerinin yanı sıra, bölgesel gelişmeler karşısında ortak tutum belirlenmesi gibi kritik başlıkların masaya yatırılması bekleniyor. Tüm temaslar, başta Türkiye ve Irak olmak üzere bütün Orta Doğu'nun kaderini etkileyebilecek köklü dönüşümlerin ve zorlu süreçlerin yaşandığı kritik bir dönemde gerçekleşiyor. - Irak ve Türkiye: Ortak çıkarlar, ayrışan öncelikler Irak-Türkiye ilişkilerinin belkemiğini ticaret ve enerji, güvenlik, su meselesi ve Kalkınma Yolu Projesi olmak üzere dört ana dinamik oluşturuyor. Bu başlıklar arasında bilhassa su ve güvenlik, ilişkilerin işbirliği rotasında mı kalacağını yoksa gerilime mi sürükleneceğini belirleyen en kritik faktörler olarak öne çıkıyor. Her iki ülkedeki karar alıcıların stratejik hesaplarındaki ayrılıklar, özellikle de bu iki zorlu dosyaya yaklaşımlarındaki farklılıklar, 2003'ten bugüne ikili ilişkilerde sık sık krizlerin ve istikrarsızlıkların fitilini ateşledi. Irak, Türkiye'nin su konusundaki yaklaşımına çekinceli bakıyor ve Bağdat'ın PKK'ya yönelik politikası ile bağdaştırdığını düşünüyor. Söz konusu örgüt ise bölgenin sarp coğrafyasından ve Irak devletinin otorite boşluğundan yararlanarak, kuzeydeki bazı sınır hatlarını Türk güçlerine saldırılar düzenlemek için güvenli liman olarak kullanıyor. Tehdit algılarındaki bu keskin ayrışma, her iki başkentin siyasi tutumlarına da açıkça yansıyor. Nitekim bu durum, tansiyonun yükseldiği her dönemde gerginliğe sebep oluyor. Söz konusu uyuşmazlık, Irak tarafında kuraklığın baş gösterdiği, yağışların düştüğü ve Türkiye'den bırakılan su miktarının azaldığı dönemlerde keskinleşirken, Türkiye tarafında ise PKK mensuplarıyla çatışmaların tırmandığı süreçlerde çok daha belirgin bir hal alıyor. Ne var ki iki ülkenin son yıllarda imza attığı anlaşmalar (bilhassa da Su Çerçeve Anlaşması ve Güvenlik Mutabakat Muhtırası) stratejik bir ortak akıl ve uzun vadeli işbirliği için güçlü bir zemin inşa etti. Bu tarihi adımların, her iki kriz dosyasının temelinde yatan gerilim kaynaklarının aşılmasına büyük bir katkı sunma potansiyeli bulunuyor. Irak hükümetinin 25 Temmuz 2026'da Türkiye ile imzalanan su çerçeve anlaşmasına işlerlik kazandırma ve metni eylül başından itibaren yürürlüğe sokma kararı alması, su güvenliğinin Irak'ın ulusal güvenlik hesaplarında ne denli hayati bir yer tuttuğunu gözler önüne seriyor. Bu doğrultuda Bağdat yönetimi, söz konusu ziyaret vesilesiyle Ankara'nın masaya uygulamaya dönük somut adımlar, yeni inisiyatifler ve kalıcı çözümler getirmesini bekliyor. Zira bu yönde atılacak adımlar, bir yandan Irak'ın su güvenliğini teminat altına alma çabalarına güç katarken, diğer yandan su kıtlığının ülkenin ekonomik, toplumsal ve güvenlik dinamikleri üzerindeki yıkıcı etkileriyle başa çıkılmasına kritik bir katkı sunacak. Tüm gelişmelerle eş zamanlı olarak, iki ülke arasında terör örgütleriyle mücadeleye dayalı güvenlik işbirliği de tarihinin en ileri seviyesine ulaştı. Irak Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Mart 2024'te PKK'yı yasaklı örgüt ilan etmesi ve Irak yargısının örgütle iltisaklı olduğu gerekçesiyle bazı siyasi partiler hakkında verdiği kapatma kararları, yeni ivmenin en somut yansımaları oldu. Söz konusu güvenlik işbirliği, Ağustos 2024'te Ankara'da imzalanan "Askeri, Güvenlik İşbirliği ve Terörle Mücadele Mutabakat Muhtırası" ile adeta taçlandırıldı. İmzalanan kritik muhtıra, ortak bir güvenlik koordinasyon merkezi ve Yüksek Ortak Komite tesis edilmesinin yanı sıra, yasaklı örgütlerle mücadele, terör operasyonlarının yürütülmesi, eğitim desteği ve tecrübe paylaşımı gibi alanlarda derinlemesine bir işbirliğini öngörüyor. Irak'ın söz konusu meselede sergilediği yapıcı yaklaşım, ülke topraklarının komşu devletlere yönelik saldırılarda bir üs olarak kullanılmasına müsamaha gösterilmeyeceğini net bir biçimde ortaya koydu. Bu duruş, aynı zamanda Türkiye'nin "Terörsüz Türkiye" vizyonuna destek sağlayan son derece değerli bir adım niteliğinde. Kaydedilen bu somut ilerleme, zamanla Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinde askeri varlık göstermesinin temel gerekçesini ortadan kaldırarak, bölgede konuşlu Türk birliklerinin geri çekilmesine zemin hazırlayabilir. Zira askeri unsurların bölgeden ayrılması, iyi komşuluk ilkeleri ile Irak'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik hassasiyetlere dayanan, Bağdat yönetiminin öteden beri dile getirdiği değişmez bir resmi talep konumunda. - Kalkınma Yolu: Yeni bir ekonomi haritasına açılan kapı Kalkınma Yolu Projesi, Irak-Türkiye ilişkilerinin dördüncü ana dinamiğini ve stratejik düzlemdeki belki de en kritik halkasını oluşturuyor. Girişimin asıl önemi, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari bağları derinleştirirken aynı zamanda her iki başkenti Körfez'e bağlayacak güçlü bir jeopolitik potansiyel taşımasında yatıyor. Asya ile Avrupa'yı Körfez, Irak ve Türkiye hattı üzerinden birbirine bağlayacak en kısa ticaret rotalarından birini yaratma vizyonu, projeyi yalnızca bölgesel düzeyde değil, küresel ölçekte de en dikkati çekici ekonomik entegrasyon hamlelerinden birine dönüştürüyor. Sunacağı devasa ekonomik kazanımlar ve yatırım fırsatları dikkate alındığında, Bağdat ve Ankara temel altyapı çalışmalarının derhal başlaması gerektiği konusunda tam bir mutabakat içinde. Tüm gelişmelerin ışığında, Ez-Zeydi'nin geçen hafta Bağdat'ta Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile yaptığı görüşmedeki çağrısı ayrı bir önem taşıyor. Görüşme sırasında Zeydi, Kalkınma Yolu'nun finansmanı ve hayata geçirilmesi için net bir mekanizma kurulmasını, saha çalışmalarının ise belirli bir takvim çerçevesinde vakit kaybetmeden başlatılmasını talep etti. Dile getirilen talepler, yeni Irak hükümetinin Türkiye ile ilişkilere ve ikili bağları ayakta tutan çok boyutlu ortak çıkarlara verdiği önemin altını çiziyor. Atılan adım aynı zamanda, Bağdat yönetiminin komşu ülkelerle yürüttüğü ekonomik ve yatırım odaklı işbirliğini, bölge halklarının refahına hizmet edecek biçimde genişletme kararlılığını da yeniden teyit ediyor. Bağdat'taki resmi kaynaklar, Zeydi'nin Ankara temasları çerçevesinde, hayati önem taşıyan birçok sektörde ikili işbirliğini daha da derinleştirecek yeni mutabakat muhtıralarının imzalanacağını belirtiyor. Yakın geçmişteki diplomatik trafik incelendiğinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Nisan 2024'te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin davetlisi olarak gerçekleştirdiği Bağdat ziyaretinde, Kalkınma Yolu Projesi'ne dair anlaşmaların yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ı da denkleme katan dörtlü bir mutabakat zaptı imza altına alınmıştı. Bahsi geçen tarihi zirvede ekonomi, siyaset, güvenlik ve kalkınma dosyalarını içeren 26 civarında anlaşma masadan geçmişti. Ortaya çıkan devasa külliyatın en parlak parçası ise şüphesiz, iki başkent arasındaki kapsamlı stratejik ortaklığın ana rotasını çizen "Irak Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri Arasında Stratejik Çerçeve Anlaşması" olmuştu. - Bölgesel çalkantıların gölgesinde büyük hedefler ve önemli fırsatlar Zeydi'nin Ankara temasları, ikili ilişkileri perçinlemek ve başta enerji sektörü olmak üzere Irak ile Türkiye arasındaki işbirliğini genişletmek adına eşsiz bir fırsat sunuyor. Ziyaretin zamanlaması da ayrı bir önem taşıyor. Nitekim söz konusu diplomatik adım, ABD ve İsrail'in İran'a açtığı savaşın yol açtığı sarsıntılar ve Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla aylardır devam eden krizin hemen ardından, Irak'ın petrollerini dünya pazarlarına ulaştırmak adına güvenli alternatif rotalar arayışına girdiği kritik bir eşiğe denk geliyor. Bağdat yönetimi, atacağı adımlarla güneydeki ihracat terminallerine olan bağımlılığını kırmayı hedefliyor. Irak makamlarının paylaştığı verilere göre, yaşanan darboğaz ülkenin petrol ihracatında yüzde 80'e varan devasa bir kayba neden olmuş durumda. Zeydi'nin Ankara ziyareti arifesinde Türkiye'ye giden Irak petrol heyeti, bir dizi ön temas gerçekleştirdi. Masadaki ana hedef, Irak petrolünün Türk limanları üzerinden ihraç edilmesi hususunda her iki tarafı da tatmin edecek ortak bir formül geliştirmekti. Hatırlanacağı üzere Türk hükümeti, Zeydi liderliğinde kurulan yeni kabineyi memnuniyetle karşılamış ve Başbakan'a resmi bir davet yöneltmişti. Gelinen noktada her iki başkent, gerçekleşecek üst düzey temasların başta petrol ihracatı olmak üzere geniş bir yelpazede yepyeni ikili ortaklıklara kapı aralamasını bekliyor. İki ülke aynı zamanda, halihazırda 17 milyar dolar bandında seyreden ikili ticaret hacmini genişleterek uzun vadede 30 milyar dolar seviyesine taşımayı hedefliyor. Irak-Türkiye ilişkilerinin temelinde yatan en somut gerçek, işbirliği ve yakınlaşmayı besleyen dinamiklerin, anlaşmazlık ve kriz üreten unsurlara kıyasla çok daha ağır basmasıdır. Mevcut bölgesel konjonktürde ve Orta Doğu'nun içinden geçtiği zorlu sınamalar sarmalında paylaşılan ortak kader, karar alıcıların işbirliğini pekiştirmesini, diyaloğu öncelemesini ve savaşa kapıları tamamen kapatmasını zorunlu kılıyor. Benimsenen yapıcı vizyon, bölgenin ortak çıkarlarını ileriye taşımak ve bölge ülkeleri arasında istikrar ile barışı tesis etme çabalarına ivme kazandırmak adına hayati önem taşıyor. [Dr. Ahmed Al-Jumaili, Nahrain Center araştırmacısıdır.] * Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
- Orta Doğu'nun içinden geçtiği zorlu sınamalar sarmalında paylaşılan ortak kader, karar alıcıların işbirliğini pekiştirmesini, diyaloğu öncelemesini ve savaşa kapıları tamamen kapatmasını zorunlu kılıyor

Irak'taki Nahrain Center'da araştırmacı Ahmed Al-Jumaili, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin Türkiye'ye gerçekleştireceği ziyaret öncesinde Türkiye-Irak ilişkilerini ve görüşmede konu edilebilecek olası hususları AA Analiz için kaleme aldı.

***

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşeceği 28 Temmuz'daki Ankara ziyareti, göreve geldikten sonra çıktığı yurt dışı turunun üçüncü durağı olacak. Irak'ta göreve gelen başbakanların iktidardaki ilk aylarında bu tür ziyaretler gerçekleştirmesi artık bir gelenek halini alırken, aynı zamanda, Irak dış politikasının bölgesel ve uluslararası boyutlara verdiği önemi de yansıtıyor.

Bağdat yönetimi, bölgenin siyasi ve güvenlik dengelerini şekillendirmede uzun süredir kaybettiği etkin rolü yeniden kazanmaya çalışırken, söz konusu ziyaret, Irak'ın komşu ülkeler ve uluslararası toplumla giderek artan temaslarıyla da doğrudan örtüşüyor. Zeydi'nin Ankara ziyareti hem bu önceliklerin bir yansıması olarak öne çıkıyor hem de son yıllarda birçok alanda derinleşen Türkiye-Irak stratejik ortaklığını pekiştirme yolunda atılmış yeni bir adım niteliği taşıyor. Görüşmelerde ekonomik işbirliği, güvenlik, enerji ve su meselelerinin yanı sıra, bölgesel gelişmeler karşısında ortak tutum belirlenmesi gibi kritik başlıkların masaya yatırılması bekleniyor. Tüm temaslar, başta Türkiye ve Irak olmak üzere bütün Orta Doğu'nun kaderini etkileyebilecek köklü dönüşümlerin ve zorlu süreçlerin yaşandığı kritik bir dönemde gerçekleşiyor.

- Irak ve Türkiye: Ortak çıkarlar, ayrışan öncelikler

Irak- Türkiye ilişkilerinin belkemiğini ticaret ve enerji, güvenlik, su meselesi ve Kalkınma Yolu Projesi olmak üzere dört ana dinamik oluşturuyor. Bu başlıklar arasında bilhassa su ve güvenlik, ilişkilerin işbirliği rotasında mı kalacağını yoksa gerilime mi sürükleneceğini belirleyen en kritik faktörler olarak öne çıkıyor. Her iki ülkedeki karar alıcıların stratejik hesaplarındaki ayrılıklar, özellikle de bu iki zorlu dosyaya yaklaşımlarındaki farklılıklar, 2003'ten bugüne ikili ilişkilerde sık sık krizlerin ve istikrarsızlıkların fitilini ateşledi.

Irak, Türkiye'nin su konusundaki yaklaşımına çekinceli bakıyor ve Bağdat'ın PKK'ya yönelik politikası ile bağdaştırdığını düşünüyor. Söz konusu örgüt ise bölgenin sarp coğrafyasından ve Irak devletinin otorite boşluğundan yararlanarak, kuzeydeki bazı sınır hatlarını Türk güçlerine saldırılar düzenlemek için güvenli liman olarak kullanıyor. Tehdit algılarındaki bu keskin ayrışma, her iki başkentin siyasi tutumlarına da açıkça yansıyor. Nitekim bu durum, tansiyonun yükseldiği her dönemde gerginliğe sebep oluyor.

Söz konusu uyuşmazlık, Irak tarafında kuraklığın baş gösterdiği, yağışların düştüğü ve Türkiye'den bırakılan su miktarının azaldığı dönemlerde keskinleşirken, Türkiye tarafında ise PKK mensuplarıyla çatışmaların tırmandığı süreçlerde çok daha belirgin bir hal alıyor. Ne var ki iki ülkenin son yıllarda imza attığı anlaşmalar (bilhassa da Su Çerçeve Anlaşması ve Güvenlik Mutabakat Muhtırası) stratejik bir ortak akıl ve uzun vadeli işbirliği için güçlü bir zemin inşa etti. Bu tarihi adımların, her iki kriz dosyasının temelinde yatan gerilim kaynaklarının aşılmasına büyük bir katkı sunma potansiyeli bulunuyor.

Irak hükümetinin 25 Temmuz 2026'da Türkiye ile imzalanan su çerçeve anlaşmasına işlerlik kazandırma ve metni eylül başından itibaren yürürlüğe sokma kararı alması, su güvenliğinin Irak'ın ulusal güvenlik hesaplarında ne denli hayati bir yer tuttuğunu gözler önüne seriyor. Bu doğrultuda Bağdat yönetimi, söz konusu ziyaret vesilesiyle Ankara'nın masaya uygulamaya dönük somut adımlar, yeni inisiyatifler ve kalıcı çözümler getirmesini bekliyor. Zira bu yönde atılacak adımlar, bir yandan Irak'ın su güvenliğini teminat altına alma çabalarına güç katarken, diğer yandan su kıtlığının ülkenin ekonomik, toplumsal ve güvenlik dinamikleri üzerindeki yıkıcı etkileriyle başa çıkılmasına kritik bir katkı sunacak.

Tüm gelişmelerle eş zamanlı olarak, iki ülke arasında terör örgütleriyle mücadeleye dayalı güvenlik işbirliği de tarihinin en ileri seviyesine ulaştı. Irak Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Mart 2024'te PKK'yı yasaklı örgüt ilan etmesi ve Irak yargısının örgütle iltisaklı olduğu gerekçesiyle bazı siyasi partiler hakkında verdiği kapatma kararları, yeni ivmenin en somut yansımaları oldu. Söz konusu güvenlik işbirliği, Ağustos 2024'te Ankara'da imzalanan "Askeri, Güvenlik İşbirliği ve Terörle Mücadele Mutabakat Muhtırası" ile adeta taçlandırıldı. İmzalanan kritik muhtıra, ortak bir güvenlik koordinasyon merkezi ve Yüksek Ortak Komite tesis edilmesinin yanı sıra, yasaklı örgütlerle mücadele, terör operasyonlarının yürütülmesi, eğitim desteği ve tecrübe paylaşımı gibi alanlarda derinlemesine bir işbirliğini öngörüyor.

Irak'ın söz konusu meselede sergilediği yapıcı yaklaşım, ülke topraklarının komşu devletlere yönelik saldırılarda bir üs olarak kullanılmasına müsamaha gösterilmeyeceğini net bir biçimde ortaya koydu. Bu duruş, aynı zamanda Türkiye'nin "Terörsüz Türkiye" vizyonuna destek sağlayan son derece değerli bir adım niteliğinde. Kaydedilen bu somut ilerleme, zamanla Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinde askeri varlık göstermesinin temel gerekçesini ortadan kaldırarak, bölgede konuşlu Türk birliklerinin geri çekilmesine zemin hazırlayabilir. Zira askeri unsurların bölgeden ayrılması, iyi komşuluk ilkeleri ile Irak'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik hassasiyetlere dayanan, Bağdat yönetiminin öteden beri dile getirdiği değişmez bir resmi talep konumunda.

- Kalkınma Yolu: Yeni bir ekonomi haritasına açılan kapı

Kalkınma Yolu Projesi, Irak- Türkiye ilişkilerinin dördüncü ana dinamiğini ve stratejik düzlemdeki belki de en kritik halkasını oluşturuyor. Girişimin asıl önemi, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari bağları derinleştirirken aynı zamanda her iki başkenti Körfez'e bağlayacak güçlü bir jeopolitik potansiyel taşımasında yatıyor. Asya ile Avrupa'yı Körfez, Irak ve Türkiye hattı üzerinden birbirine bağlayacak en kısa ticaret rotalarından birini yaratma vizyonu, projeyi yalnızca bölgesel düzeyde değil, küresel ölçekte de en dikkati çekici ekonomik entegrasyon hamlelerinden birine dönüştürüyor. Sunacağı devasa ekonomik kazanımlar ve yatırım fırsatları dikkate alındığında, Bağdat ve Ankara temel altyapı çalışmalarının derhal başlaması gerektiği konusunda tam bir mutabakat içinde.

Tüm gelişmelerin ışığında, Ez-Zeydi'nin geçen hafta Bağdat'ta Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile yaptığı görüşmedeki çağrısı ayrı bir önem taşıyor. Görüşme sırasında Zeydi, Kalkınma Yolu'nun finansmanı ve hayata geçirilmesi için net bir mekanizma kurulmasını, saha çalışmalarının ise belirli bir takvim çerçevesinde vakit kaybetmeden başlatılmasını talep etti. Dile getirilen talepler, yeni Irak hükümetinin Türkiye ile ilişkilere ve ikili bağları ayakta tutan çok boyutlu ortak çıkarlara verdiği önemin altını çiziyor. Atılan adım aynı zamanda, Bağdat yönetiminin komşu ülkelerle yürüttüğü ekonomik ve yatırım odaklı işbirliğini, bölge halklarının refahına hizmet edecek biçimde genişletme kararlılığını da yeniden teyit ediyor.

Bağdat'taki resmi kaynaklar, Zeydi'nin Ankara temasları çerçevesinde, hayati önem taşıyan birçok sektörde ikili işbirliğini daha da derinleştirecek yeni mutabakat muhtıralarının imzalanacağını belirtiyor. Yakın geçmişteki diplomatik trafik incelendiğinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Nisan 2024'te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin davetlisi olarak gerçekleştirdiği Bağdat ziyaretinde, Kalkınma Yolu Projesi'ne dair anlaşmaların yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ı da denkleme katan dörtlü bir mutabakat zaptı imza altına alınmıştı. Bahsi geçen tarihi zirvede ekonomi, siyaset, güvenlik ve kalkınma dosyalarını içeren 26 civarında anlaşma masadan geçmişti. Ortaya çıkan devasa külliyatın en parlak parçası ise şüphesiz, iki başkent arasındaki kapsamlı stratejik ortaklığın ana rotasını çizen "Irak Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri Arasında Stratejik Çerçeve Anlaşması" olmuştu.

- Bölgesel çalkantıların gölgesinde büyük hedefler ve önemli fırsatlar

Zeydi'nin Ankara temasları, ikili ilişkileri perçinlemek ve başta enerji sektörü olmak üzere Irak ile Türkiye arasındaki işbirliğini genişletmek adına eşsiz bir fırsat sunuyor. Ziyaretin zamanlaması da ayrı bir önem taşıyor. Nitekim söz konusu diplomatik adım, ABD ve İsrail'in İran'a açtığı savaşın yol açtığı sarsıntılar ve Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla aylardır devam eden krizin hemen ardından, Irak'ın petrollerini dünya pazarlarına ulaştırmak adına güvenli alternatif rotalar arayışına girdiği kritik bir eşiğe denk geliyor. Bağdat yönetimi, atacağı adımlarla güneydeki ihracat terminallerine olan bağımlılığını kırmayı hedefliyor. Irak makamlarının paylaştığı verilere göre, yaşanan darboğaz ülkenin petrol ihracatında yüzde 80'e varan devasa bir kayba neden olmuş durumda.

Zeydi'nin Ankara ziyareti arifesinde Türkiye'ye giden Irak petrol heyeti, bir dizi ön temas gerçekleştirdi. Masadaki ana hedef, Irak petrolünün Türk limanları üzerinden ihraç edilmesi hususunda her iki tarafı da tatmin edecek ortak bir formül geliştirmekti. Hatırlanacağı üzere Türk hükümeti, Zeydi liderliğinde kurulan yeni kabineyi memnuniyetle karşılamış ve Başbakan'a resmi bir davet yöneltmişti. Gelinen noktada her iki başkent, gerçekleşecek üst düzey temasların başta petrol ihracatı olmak üzere geniş bir yelpazede yepyeni ikili ortaklıklara kapı aralamasını bekliyor.

İki ülke aynı zamanda, halihazırda 17 milyar dolar bandında seyreden ikili ticaret hacmini genişleterek uzun vadede 30 milyar dolar seviyesine taşımayı hedefliyor. Irak- Türkiye ilişkilerinin temelinde yatan en somut gerçek, işbirliği ve yakınlaşmayı besleyen dinamiklerin, anlaşmazlık ve kriz üreten unsurlara kıyasla çok daha ağır basmasıdır. Mevcut bölgesel konjonktürde ve Orta Doğu'nun içinden geçtiği zorlu sınamalar sarmalında paylaşılan ortak kader, karar alıcıların işbirliğini pekiştirmesini, diyaloğu öncelemesini ve savaşa kapıları tamamen kapatmasını zorunlu kılıyor. Benimsenen yapıcı vizyon, bölgenin ortak çıkarlarını ileriye taşımak ve bölge ülkeleri arasında istikrar ile barışı tesis etme çabalarına ivme kazandırmak adına hayati önem taşıyor.

[Dr. Ahmed Al-Jumaili, Nahrain Center araştırmacısıdır.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve noktahaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.