dask

ANALİZ - Merz’in Çin ziyareti: Berlin-Pekin hattında yeni arayış

Gündem (AA) - Anadolu Ajansı | 04.03.2026 - 11:31, Güncelleme: 04.03.2026 - 12:04 27 kez okundu.
 

ANALİZ - Merz’in Çin ziyareti: Berlin-Pekin hattında yeni arayış

- Merz'in iki günlük ziyareti sırasında, ülkesinin ve AB'nin Çin’i tanımlarken çok kullandıkları "rakip" kelimesi yerine "ortak" kelimesini öne çıkarması Pekin’in Berlin için ihmal edilemeyecek bir aktör olduğunu gösteriyor - Merz’in Çin ziyaretini Almanya’nın son dönemde belirginleşen denge siyaseti çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Giderek sertleşen küresel güç mücadelesinde tek başına etkili bir aktör olma şansı bulunmayan Almanya’nın ABD, Çin ve Rusya arasında bir denge siyaseti izlemekten başka çaresi yok
Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in 25-26 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirdiği Çin ziyaretini ve Berlin'in Pekin'den beklentilerini AA Analiz için kaleme aldı. *** Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in 25-26 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirdiği Çin ziyareti hem Almanya-Çin ilişkileri hem de küresel siyaset açısından önemli bir gelişmeydi. Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un geçen yıl ekim ayında gerçekleştirmeyi planlayıp yaşanan gerginlikten sonra ancak aralıkta yapabildiği gezisinin ardından Merz’in ziyareti iki ülke ilişkilerindeki tamir sürecinin önemli bir adımı oldu. Wadephul’un Güney Çin Denizi, Kuzey Kore ve Rusya konusunda Çin’e yönelik eleştirileri Pekin’i kızdırmış ve Alman Bakanın ziyaretini önemsiz kılacak bir düşük düzeyli görüşme trafiği ortaya koymasına neden olmuştu. Bunun üzerine Wadephul iki gün öncesinde ziyareti iptal etmek zorunda kalmıştı. Daha sonra Alman Dışişleri Bakanının ve şimdi Başbakan Merz’in ziyaretlerinin gerçekleşmiş olması iki ülke ilişkilerindeki gerginliğin atlatıldığını gösteriyor. Ancak Pekin’in söz konusu tepkisinin ardından Alman liderlerin artık Çin’e yönelik açıklamalarında daha dikkatli bir dil seçtikleri görülüyor. Zira ABD ile yaşadıkları sorunlar ve Çin’in Almanya ekonomisi için sürekli artan önemi bunu gerektiriyor. Merz'in iki günlük ziyareti sırasında, ülkesinin ve Avrupa Birliği’nin (AB) Çin’i tanımlarken çok kullandıkları "rakip" kelimesi yerine "ortak" kelimesini öne çıkarması Pekin’in Berlin için ihmal edilemeyecek bir aktör olduğunu gösteriyor. - Almanya'nın Çin'den ekonomik beklentileri neler? Aslında Almanya’nın en büyük ticaret ortağı konumuna yükselmiş Çin’e yönelik nasıl bir politika izlenmesi gerektiği konusu son dönemdeki bütün Alman hükümetlerinin öncelikli meselelerinden birini oluşturmaktadır. Dünyanın en büyük ticaret devletlerinden biri olan Almanya, çok büyük ihracat destekleri vererek ve parasının değerini düşük tutarak dünya pazarlarını hızla ele geçiren Çin’i önemli bir tehdit olarak görüyor. Ucuz işgücü maliyetleri ve düşük kur avantajıyla 2025'te ihracatını 3,8 trilyon dolara çıkaran Çin, Alman sanayisi için başa çıkılması zor bir küresel rakip haline geldi. Almanya bu zorluğu Çin ile ikili ticaretinde de yaşıyor. 2025'te Almanya’nın Çin’e ihracatı yüzde 9,7 azalarak 81,3 milyar avro düzeyinde gerçekleşirken; Çin’in Almanya’ya ihracatı yüzde 8,8 artışla 170,6 milyar avro oldu. Almanya gibi yüksek düzeyde dış ticaret fazlasıyla bilinen bir ülkenin Çin ile dış ticaretinde yaklaşık 90 milyar avro açık vermesi Berlin’i endişelendiriyor. Bu ticaret açığının son beş yılda yaklaşık dört kat artmış olması ise Almanya için sorunun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Çin ile rekabet etme konusunda başarısız olan Almanya’nın bu ülkeden en büyük taleplerinden biri, dünya ekonomileri için tehdit oluşturan aşırı üretimine (overcapacity) son vermesiydi. Bu talep ABD’nin Çin’e yönelik eleştirileriyle de örtüşüyor. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın benzer şekilde, başta Almanya olmak üzere Avrupa’dan da ABD için ciddi dış ticaret açığı oluşmasına neden olan fazla ihracata son vermesini istediğini hatırlarsak Berlin’in Pekin’den talebinin çok da tutarlı olmadığı anlaşılır. ABD’nin kendisine yönelik ihracat kısıtlamalarından rahatsız olan Almanya’nın, kendisinin Çin’den üretimi ve ihracatı kısmasını istemesi kabul edilebilir görünmüyor. Buna karşılık Çin’in her geçen yıl artan ve 2025'te 1,2 trilyon dolara ulaşan dış ticaret fazlasını işçi maliyetlerinin düşüklüğü ve düşük kur politikasıyla gerçekleştirmiş olduğu düşünüldüğünde, bunun haksız rekabet oluşturduğu söylenebilir. Zira, Almanya gibi ülkelerde işçi hakları ve çalışma şartları Çin’e göre daha yüksek düzeyde olduğu için Çin’in bu açıdan üretim maliyetlerini düşürmesi kolaydır. Merz’in Çin ziyaretine ilişkin ekonomik beklentilerinden biri de Çin’in nadir toprak elementleri (NTE) konusunda sahip olduğu tekeli Almanya’ya zarar verecek şekilde kullanmaması ve güvenilir bir tedarikçi olarak kalmasıydı. Çin’in dünyadaki NTE üretiminin yaklaşık yüzde 90’ını gerçekleştirdiği ve Almanya’nın NTE ithalatının üçte ikisini bu ülkeden yaptığı düşünüldüğünde Pekin’in bu alanda güvenilir bir ticaret ortağı olması Berlin için hayati öneme sahiptir. ABD ile gümrük vergileri ve Hollanda ile Nexperia nedeniyle yaşadığı sorunlar sonucu Çin’in Avrupa’ya NTE ihracatına kısıtlama getirmesi yakın zamanda Almanya’da özellikle otomotiv sektöründe ciddi sorunlara yol açtı. Bu yüzden Başbakan Merz, Çin ile daha sağlıklı bir ekonomik ilişki kurmak ve ülkesindeki sanayi şirketlerinin gelecekte benzer riskler yaşamalarını engellemek istiyor. - Çin, Almanya için bir denge faktörü olabilir mi? Kuşkusuz Merz’in Çin ziyaretinin tek gündemi ekonomi değildi. Siyasi ve özellikle güvenlik alanında da Berlin’in Pekin’den önemli beklentileri var. Bu beklentilerin başında Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesi için Rusya’ya baskı yapılması ve Çin’in Rusya’ya yönelik desteğinin sona erdirilmesi geliyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonucu dört yılını dolduran savaş, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri için en büyük güvenlik sorununu oluşturuyor. Ukrayna’yı kendi güvenlikleri ve Rusya’nın durdurulması için bir ön cephe olarak gören Almanya ve AB şimdiye kadar bu savaş nedeniyle yüzlerce milyar dolarlık zarara uğramış durumda. Bu zararın büyümemesi için Moskova’nın savaşı sürdürme konusunda en büyük destekçisi olarak gördükleri Çin’i bu desteği kesmesi konusunda ikna etmeye çalışıyorlar. Merz’in bu konuda Çin'den eli boş döndüğünü ifade etmek gerekir. Zira, Pekin’in en son isteyeceği şey Batı’nın Ukrayna’da başarılı olmasıdır. Merz’in Çin ziyaretini Almanya’nın son dönemde belirginleşen denge siyaseti çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Giderek sertleşen küresel güç mücadelesinde tek başına etkili bir aktör olma şansı bulunmayan Almanya’nın ABD, Çin ve Rusya arasında bir denge siyaseti izlemekten başka çaresi yok. Aslında Berlin, (ABD Başkanı Donald) Trump’ın başkan olmasına kadar denge siyasetine ihtiyaç duymuyor, özellikle güvenlik politikalarında ABD’nin peşine takılma politikası izliyordu. Ancak Trump’ın Avrupa ile hem ekonomik hem de güvenlik ilişkilerini sorgulayan politikaları Almanya’yı denge siyasetine mecbur bıraktı. Denge siyaseti ise Çin ile ilişkilerde daha dikkatli olmayı ve işbirliği arayışını gerektirdiği için Merz Çin’i ziyaret edip ikili ilişkilerde daha rasyonel bir dönem başlatma arzusunda olduğunu gösterdi. [Prof. Dr. Kemal İnat, Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesidir.] *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
- Merz'in iki günlük ziyareti sırasında, ülkesinin ve AB'nin Çin’i tanımlarken çok kullandıkları "rakip" kelimesi yerine "ortak" kelimesini öne çıkarması Pekin’in Berlin için ihmal edilemeyecek bir aktör olduğunu gösteriyor - Merz’in Çin ziyaretini Almanya’nın son dönemde belirginleşen denge siyaseti çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Giderek sertleşen küresel güç mücadelesinde tek başına etkili bir aktör olma şansı bulunmayan Almanya’nın ABD, Çin ve Rusya arasında bir denge siyaseti izlemekten başka çaresi yok

Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in 25-26 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirdiği Çin ziyaretini ve Berlin'in Pekin'den beklentilerini AA Analiz i çin kaleme aldı.

***

Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in 25-26 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirdiği Çin ziyareti hem Almanya-Çin ilişkileri hem de küresel siyaset açısından önemli bir gelişmeydi. Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un geçen yıl ekim ayında gerçekleştirmeyi planlayıp yaşanan gerginlikten sonra ancak aralıkta yapabildiği gezisinin ardından Merz’in ziyareti iki ülke ilişkilerindeki tamir sürecinin önemli bir adımı oldu. Wadephul’un Güney Çin Denizi, Kuzey Kore ve Rusya konusunda Çin’e yönelik eleştirileri Pekin’i kızdırmış ve Alman Bakanın ziyaretini önemsiz kılacak bir düşük düzeyli görüşme trafiği ortaya koymasına neden olmuştu. Bunun üzerine Wadephul iki gün öncesinde ziyareti iptal etmek zorunda kalmıştı.

Daha sonra Alman Dışişleri Bakanının ve şimdi Başbakan Merz’in ziyaretlerinin gerçekleşmiş olması iki ülke ilişkilerindeki gerginliğin atlatıldığını gösteriyor. Ancak Pekin’in söz konusu tepkisinin ardından Alman liderlerin artık Çin’e yönelik açıklamalarında daha dikkatli bir dil seçtikleri görülüyor. Zira ABD ile yaşadıkları sorunlar ve Çin’in Almanya ekonomisi i çin sürekli artan önemi bunu gerektiriyor. Merz'in iki günlük ziyareti sırasında, ülkesinin ve Avrupa Birliği’nin (AB) Çin’i tanımlarken çok kullandıkları "rakip" kelimesi yerine "ortak" kelimesini öne çıkarması Pekin’in Berlin i çin ihmal edilemeyecek bir aktör olduğunu gösteriyor.

- Almanya'nın Çin'den ekonomik beklentileri neler?

Aslında Almanya’nın en büyük ticaret ortağı konumuna yükselmiş Çin’e yönelik nasıl bir politika izlenmesi gerektiği konusu son dönemdeki bütün Alman hükümetlerinin öncelikli meselelerinden birini oluşturmaktadır. Dünyanın en büyük ticaret devletlerinden biri olan Almanya, çok büyük ihracat destekleri vererek ve parasının değerini düşük tutarak dünya pazarlarını hızla ele geçiren Çin’i önemli bir tehdit olarak görüyor.

Ucuz işgücü maliyetleri ve düşük kur avantajıyla 2025'te ihracatını 3,8 trilyon dolara çıkaran Çin, Alman sanayisi i çin başa çıkılması zor bir küresel rakip haline geldi. Almanya bu zorluğu Çin ile ikili ticaretinde de yaşıyor. 2025'te Almanya’nın Çin’e ihracatı yüzde 9,7 azalarak 81,3 milyar avro düzeyinde gerçekleşirken; Çin’in Almanya’ya ihracatı yüzde 8,8 artışla 170,6 milyar avro oldu. Almanya gibi yüksek düzeyde dış ticaret fazlasıyla bilinen bir ülkenin Çin ile dış ticaretinde yaklaşık 90 milyar avro açık vermesi Berlin’i endişelendiriyor. Bu ticaret açığının son beş yılda yaklaşık dört kat artmış olması ise Almanya i çin sorunun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

Çin ile rekabet etme konusunda başarısız olan Almanya’nın bu ülkeden en büyük taleplerinden biri, dünya ekonomileri i çin tehdit oluşturan aşırı üretimine (overcapacity) son vermesiydi. Bu talep ABD’nin Çin’e yönelik eleştirileriyle de örtüşüyor. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın benzer şekilde, başta Almanya olmak üzere Avrupa’dan da ABD i çin ciddi dış ticaret açığı oluşmasına neden olan fazla ihracata son vermesini istediğini hatırlarsak Berlin’in Pekin’den talebinin çok da tutarlı olmadığı anlaşılır. ABD’nin kendisine yönelik ihracat kısıtlamalarından rahatsız olan Almanya’nın, kendisinin Çin’den üretimi ve ihracatı kısmasını istemesi kabul edilebilir görünmüyor. Buna karşılık Çin’in her geçen yıl artan ve 2025'te 1,2 trilyon dolara ulaşan dış ticaret fazlasını işçi maliyetlerinin düşüklüğü ve düşük kur politikasıyla gerçekleştirmiş olduğu düşünüldüğünde, bunun haksız rekabet oluşturduğu söylenebilir. Zira, Almanya gibi ülkelerde işçi hakları ve çalışma şartları Çin’e göre daha yüksek düzeyde olduğu i çin Çin’in bu açıdan üretim maliyetlerini düşürmesi kolaydır.

Merz’in Çin ziyaretine ilişkin ekonomik beklentilerinden biri de Çin’in nadir toprak elementleri (NTE) konusunda sahip olduğu tekeli Almanya’ya zarar verecek şekilde kullanmaması ve güvenilir bir tedarikçi olarak kalmasıydı. Çin’in dünyadaki NTE üretiminin yaklaşık yüzde 90’ını gerçekleştirdiği ve Almanya’nın NTE ithalatının üçte ikisini bu ülkeden yaptığı düşünüldüğünde Pekin’in bu alanda güvenilir bir ticaret ortağı olması Berlin i çin hayati öneme sahiptir. ABD ile gümrük vergileri ve Hollanda ile Nexperia nedeniyle yaşadığı sorunlar sonucu Çin’in Avrupa’ya NTE ihracatına kısıtlama getirmesi yakın zamanda Almanya’da özellikle otomotiv sektöründe ciddi sorunlara yol açtı. Bu yüzden Başbakan Merz, Çin ile daha sağlıklı bir ekonomik ilişki kurmak ve ülkesindeki sanayi şirketlerinin gelecekte benzer riskler yaşamalarını engellemek istiyor.

- Çin, Almanya i çin bir denge faktörü olabilir mi?

Kuşkusuz Merz’in Çin ziyaretinin tek gündemi ekonomi değildi. Siyasi ve özellikle güvenlik alanında da Berlin’in Pekin’den önemli beklentileri var. Bu beklentilerin başında Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesi i çin Rusya’ya baskı yapılması ve Çin’in Rusya’ya yönelik desteğinin sona erdirilmesi geliyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonucu dört yılını dolduran savaş, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri i çin en büyük güvenlik sorununu oluşturuyor. Ukrayna’yı kendi güvenlikleri ve Rusya’nın durdurulması i çin bir ön cephe olarak gören Almanya ve AB şimdiye kadar bu savaş nedeniyle yüzlerce milyar dolarlık zarara uğramış durumda. Bu zararın büyümemesi i çin Moskova’nın savaşı sürdürme konusunda en büyük destekçisi olarak gördükleri Çin’i bu desteği kesmesi konusunda ikna etmeye çalışıyorlar. Merz’in bu konuda Çin'den eli boş döndüğünü ifade etmek gerekir. Zira, Pekin’in en son isteyeceği şey Batı’nın Ukrayna’da başarılı olmasıdır.

Merz’in Çin ziyaretini Almanya’nın son dönemde belirginleşen denge siyaseti çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Giderek sertleşen küresel güç mücadelesinde tek başına etkili bir aktör olma şansı bulunmayan Almanya’nın ABD, Çin ve Rusya arasında bir denge siyaseti izlemekten başka çaresi yok. Aslında Berlin, (ABD Başkanı Donald) Trump’ın başkan olmasına kadar denge siyasetine ihtiyaç duymuyor, özellikle güvenlik politikalarında ABD’nin peşine takılma politikası izliyordu. Ancak Trump’ın Avrupa ile hem ekonomik hem de güvenlik ilişkilerini sorgulayan politikaları Almanya’yı denge siyasetine mecbur bıraktı. Denge siyaseti ise Çin ile ilişkilerde daha dikkatli olmayı ve işbirliği arayışını gerektirdiği i çin Merz Çin’i ziyaret edip ikili ilişkilerde daha rasyonel bir dönem başlatma arzusunda olduğunu gösterdi.

[Prof. Dr. Kemal İnat, Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve noktahaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.