ANALİZ - Türkiye-AB ilişkilerinde yeni denklem: Jeopolitik zorunluluk
ANALİZ - Türkiye-AB ilişkilerinde yeni denklem: Jeopolitik zorunluluk
- Kaja Kallas'ın Ankara ziyareti yalnızca Türkiye-AB ilişkilerini değil, Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinin geleceğini de ilgilendiren daha geniş bir stratejik çerçevenin parçasıdır
Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Cicioğlu, AB heyetinin Ankara ziyaretini ve Türkiye-AB ilişkilerinde değişen jeopolitik dinamikleri AA Analiz için kaleme aldı.
***
Son yıllarda uluslararası sistemin en belirgin özelliklerinden biri, jeopolitiğin yeniden dış politikanın merkezine yerleşmesidir. Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'da derinleşen krizler, enerji güvenliği, düzensiz göç, Karadeniz'in artan stratejik önemi ve ABD'nin Avrupa güvenliğine yaklaşımındaki belirsizlikler, Avrupa Birliği'nin (AB) dış politika önceliklerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu yeni uluslararası ortamda Türkiye, uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak üyelik müzakereleri ekseninde değerlendirilen bir aday ülkeden, Avrupa'nın güvenliği ve istikrarı açısından stratejik önem taşıyan vazgeçilmez bir ortak konumuna yeniden yükselmektedir. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas'ın, Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Kos ve İçişleri ile Göçten Sorumlu Komiser Magnus Brunner ile birlikte Ankara'ya gerçekleştirdiği ziyaret de tam olarak bu dönüşümün bir yansımasıdır. Bu nedenle söz konusu teması rutin bir diplomatik ziyaret olarak değerlendirmek eksik bir okuma olacaktır. Asıl dikkat edilmesi gereken husus, Avrupa'nın değişen güvenlik algısının Türkiye'ye yönelik yaklaşımı nasıl dönüştürdüğüdür.
- AB yetkililerinin Ankara ziyareti ne söylüyor?
Ziyaretin en dikkat çekici yönlerinden biri heyetin bileşimidir. Ankara'ya yalnızca AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi gelmemiş, kendisine genişlemeden ve göçten sorumlu komiserler de eşlik etmiştir. Aslında bu tablo, gündemi de ortaya koymaktadır. Brüksel artık Türkiye'yi tek bir politika alanı üzerinden değerlendirmemektedir. Güvenlik, savunma, göç, genişleme, enerji, ekonomi ve bölgesel istikrar başlıkları ilk kez bu denli bütüncül bir çerçevede ele alınmaktadır. Bu yönüyle ziyaret, son yıllarda Türkiye-AB ilişkilerinde gerçekleştirilen en kapsamlı üst düzey siyasi temaslardan biri olarak değerlendirilebilir.
Ziyaretin zamanlaması da en az içeriği kadar önemlidir. Bu anlamıyla Ankara temaslarının, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) AB Konseyi Dönem Başkanlığı'nın sona erdiği gün gerçekleştirilmesi dikkat çekicidir. GKRY'nin dönem başkanlığı süresince Türkiye ile ilişkilerde yeni açılımların ortaya çıkması siyasi açıdan oldukça sınırlı bir ihtimaldi. Bu nedenle ziyaretin tam da bu dönemin sona erdiği gün yapılması, Brüksel'in İrlanda'nın dönem başkanlığındaki yeni döneme Türkiye ile daha yapıcı ve pragmatik bir gündemle başlama isteğinin sembolik bir göstergesi olarak okunabilir.
Benzer şekilde ziyaretin NATO Zirvesi öncesine denk gelmesi de tesadüfi değildir. Avrupa güvenliği ile transatlantik güvenlik giderek daha fazla iç içe geçerken Türkiye yalnızca AB'nin aday ülkesi değil, aynı zamanda NATO'nun en önemli askeri aktörlerinden biridir. Zirve öncesinde gerçekleştirilen bu temaslar, güvenlik, savunma sanayii, Ukrayna, Karadeniz ve bölgesel krizler konusunda ortak önceliklerin gözden geçirilmesine imkan tanımaktadır. Bu yönüyle Ankara ziyareti yalnızca Türkiye-AB ilişkilerini değil, Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinin geleceğini de ilgilendiren daha geniş bir stratejik çerçevenin parçasıdır.
Bu değişimin temel nedeni açıktır. Avrupa'nın bugün karşı karşıya olduğu sorunların önemli bir kısmı Türkiye'den bağımsız yönetilebilecek nitelikte değildir. Karadeniz'in güvenliği Türkiye olmadan sağlanamaz. Orta Doğu'daki gelişmeler Ankara dikkate alınmadan yönetilemez. Düzensiz göç konusunda Türkiye'nin işbirliği olmadan sürdürülebilir bir politika oluşturulması oldukça güçtür. Avrupa'nın savunma kapasitesini artırma hedefi de Türkiye'nin gelişmiş savunma sanayii altyapısı ve askeri kapasitesi göz ardı edilerek gerçekleştirilemez.
Dolayısıyla Türkiye'nin stratejik değeri, üyelik müzakerelerindeki ilerleme düzeyinden bağımsız olarak yükselmektedir. Bu noktada AB açısından temel mesele, Türkiye ile ilişkilerin artık yalnızca üyelik perspektifi üzerinden yürütülmesinin Avrupa'nın çıkarlarına hizmet etmemesidir.
Güvenlik alanında daha kırılgan, dış politikada daha parçalı ve savunma alanında daha fazla kapasite arayan bir Avrupa için Türkiye, coğrafi konumu, askeri gücü, diplomatik ağı ve kriz yönetimindeki deneyimiyle vazgeçilmez bir ortaktır. Başka bir ifadeyle Brüksel, Türkiye'yi artık yalnızca aday ülke olarak değil, Avrupa’nın jeopolitik dayanıklılığının önemli bir bileşeni olarak görmeye başlamaktadır.
- Türkiye'nin beklentileri ve gereklilikler
Türkiye açısından bakıldığında ise bu ziyaret, uzun süredir durağan seyreden ilişkilerin yeniden canlandırılması adına önemli bir fırsat sunmaktadır. Ankara'nın beklentileri de nettir: Üyelik perspektifinin korunması, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize serbestisi sürecinde ilerleme sağlanması, Avrupa'nın yeni savunma girişimlerine Türkiye'nin dahil edilmesi ve ilişkilerin daha kurumsal bir zemine oturtulması. Türkiye, yalnızca kriz dönemlerinde başvurulan bir ortak değil, Avrupa'nın geleceğini birlikte şekillendiren stratejik bir aktör olarak görülmek istemektedir.
Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak unsur, bu diplomatik temasın somut sonuçlar üretip üretemeyeceğidir. Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize serbestisi sürecinde ilerleme, savunma sanayiinde işbirliği, göç yönetimi ve dış politika diyaloğunun kurumsallaştırılması gibi alanlarda atılacak adımlar, bu ziyaretin gerçek anlamını belirleyecektir. Aksi takdirde, Ankara'daki temaslar güçlü sembolik mesajlar vermiş olsa da diplomatik jest olmanın ötesine geçemeyecektir.
Öte yandan AB'nin Türkiye'ye yönelik söyleminde normatif eleştiriler önemli bir yer tutmaya devam etmektedir. Ancak mevcut uluslararası konjonktür, ilişkilerin yalnızca bu perspektiften değerlendirilmesini giderek daha az sürdürülebilir kılmaktadır. Jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı, Avrupa güvenliğinin yeniden tanımlandığı ve çok katmanlı krizlerin eş zamanlı yaşandığı bir dönemde, Türkiye ile ilişkileri sadece normatif kriterler üzerinden okumak eksik bir analiz üretmektedir. Avrupa'nın güvenlik ve stratejik çıkarları, Türkiye ile daha kapsamlı ve gerçekçi bir ortaklık anlayışını gerekli kılmaktadır.
Bu nedenle AB açısından asıl mesele, normatif değerlerden vazgeçmek değil, bu değerleri jeopolitik gerçeklerle uyumlu, daha dengeli ve işlevsel bir dış politika yaklaşımıyla birlikte ele alabilmektir. Bununla birlikte, bu değişen jeopolitik yaklaşımın Türkiye-AB ilişkilerindeki yapısal sorunları ortadan kaldırdığını söylemek de mümkün değildir. Kıbrıs meselesi, Doğu Akdeniz ve AB içindeki genişleme yorgunluğu gibi başlıklar ilişkilerin önündeki temel sorun alanları olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla Ankara ziyareti, üyelik sürecinden bağımsız olarak tarafların değişen uluslararası konjonktürün etkisiyle birbirlerini yeniden stratejik ortak olarak değerlendirmeye başladıkları yeni bir evrenin işareti olarak okunmalıdır. Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı artarken, Türkiye de AB ile daha dengeli, kurumsal ve stratejik bir ortaklık kurmayı hedeflemektedir. Önümüzdeki dönemin temel sorusu, bu karşılıklı jeopolitik ihtiyacın kalıcı ve sürdürülebilir bir işbirliğine dönüşüp dönüşemeyeceği olacaktır.
[Doç. Dr. Filiz Cicioğlu, Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
