Çin, Orta Doğu’daki savaşın ekonomik etkilerine karşı hazırlığını artırıyor
Çin, Orta Doğu’daki savaşın ekonomik etkilerine karşı hazırlığını artırıyor
- Eski Dünya Bankası Başkan Yardımcısı ve Baş Ekonomisti Profesör Lin Yifu: - "(Hürmüz Boğazı'ndaki kesintiler ve enerji fiyatlarındaki artışa bağlı) Krizin genel bir etkisi olacağı gerçek. Ancak diğer ülkelerle kıyaslandığında Çin'e etkisi göreli olarak daha az olacaktır" - Çin Uluslararası Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü Direktör Yardımcısı Liu Yüe: - "(Gübre ticareti ve gıda güvenliği kaynaklı) Böyle bir krizde, ülkeler öncelikle kendi konumlarını güvence almalı ve sonra başkalarına yardım etmeli"
PEKİN (AA) - EMRE AYTEKİN - Çin’in, ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları ve İran’ın misillemeleriyle Orta Doğu’da tırmanan gerilimin ekonomik etkilerine karşı enerji, tarım ve gıda güvenliği alanlarında tedbirlerini artırdığı gözleniyor.
ABD Başkanı Donald Trump Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması şartıyla İran'la 2 haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiklerini duyursa da Basra Körfezi’ndeki çatışmaların devamı halinde Boğaz’daki gemi trafiğinde sürebilecek kesintiler, enerji ithalatı açısından bu bölgeye yoğun şekilde bağımlı Çin için riskleri beraberinde getiriyor.
Öte yandan gübre ticareti açısından önemli bir güzergah olan Boğaz’daki trafik aksaklıkları, Pekin yönetimini gübre tedariki alanında da tedbirler almaya yöneltti.
Çinli uzmanlar, krizin kısa ve orta vadeli sonuçları açısından Çin’e etkilerinin sınırlı kalacağını öngörürken ülke ekonomisinin enerji çeşitliliği, üretim kapasitesi ve fiyat eğilimleri bakımından göreli avantajlarına işaret etti.
- Çin, bölgeden büyük miktarda petrol ve doğal gaz ithal ediyor
İran, Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Umman’ı dünya pazarlarına bağlayan Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin ve gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 30’unun ana güzergahı konumunda bulunuyor.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğinde yaşanan kesintiler, halihazırda küresel petrol tedarikinde aksamalara ve petrol fiyatlarında artışa yol açtı.
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin’in ithal ettiği petrolün yaklaşık yüzde 45’i, sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 30’u Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndan geçerek ülkeye ulaşıyor.
Çin, Orta Doğu petrolünün en büyük alıcısı konumunda bulunuyor. Çin Gümrükler Genel İdaresi verilerine göre, ülkenin en fazla petrol ithal ettiği 11 ülkeden 4’ü Basra Körfezi’nde yer alıyor. Çin, petrol ithalatının yüzde 45’ini bu bölgede Suudi Arabistan, Irak, BAE ve Kuveyt’ten sağlıyor.
Çin ayrıca BAE ve Katar’dan sıvılaştırılmış doğal gaz alıyor. Bu da ülkenin toplam ithalatının yüzde 30’unu oluşturuyor.
Resmi gümrük rakamlarında görünmese de Çin’in, İran’ın ihraç ettiği petrolün yüzde 80’ini satın aldığı tahmin ediliyor.
- Enerji alanındaki tedbirler
Çin hükümetinin, krizin başlamasının ardından kamuya ait büyük petrol şirketlerine talimat vererek rafine petrol ihracatını derhal durdurduğu bildirildi.
Öte yandan hükümet, bir yandan içerde enerji arzını yeterli seviyede tutmaya çalışırken, diğer yanda akaryakıt fiyatlarını kontrol ederek uluslararası fiyatlardaki ani artışın iç piyasaya doğrudan yansımasını sınırladı.
Çatışmanın başlamasından önce de Çin’in Hürmüz Boğazı’ndan gelen ham petrole bağımlılığını azaltmaya yönelik adımlar attığı görüldü.
Çin’in 2025 yılında Hürmüz Boğazı’ndan ithal petrole bağımlılığı yüzde 51 düzeyindeyken, bu oran Ocak-Şubat 2026 döneminde yüzde 45 seviyesine geriledi.
Ülke bu dönemde Rusya’dan ham petrol ithalatını da artırdı. Çin, 2025 yılında Rusya’dan günde ortalama 1,2 milyon varil petrol ithal ederken bu miktar Ocak-Şubat 2026’da 1,8 milyon varile çıktı.
Bunun yanı sıra Çin, yaklaşık 400 milyon ton olduğu tahmin edilen petrol rezerviyle olası tedarik sıkıntılarına karşı kısa vadede korunaklı bir konumda bulunuyor.
- “Çin’e etkisi göreli olarak daha az olacak”
Pekin Üniversitesi Ulusal Kalkınma Fakültesi Öğretim Üyesi, eski Dünya Bankası Başkan Yardımcısı ve Baş Ekonomisti Profesör Lin Yifu, çatışmanın gerçekleştiği bölge itibarıyla küresel enerji tedarikinde kesintilere ve petrol fiyatlarında artışa yol açtığını belirterek, bunun uzaması halinde 1970’lerdeki petrol krizine benzer bir sıkışmaya yol açabileceği uyarısında bulundu.
Böyle bir krizin Çin dahil tüm ülkeleri etkileyeceğini ifade eden Lin, ancak ülkelerin bundan farklı oranlarda etkileneceğini, Çin’e etkisinin ise sınırlı kalacağını savundu.
Lin, Çin’in petrol tedarikini çeşitlendirdiğini ve ithalatta bölgeye bağımlılığını Japonya ve Güney Kore gibi diğer büyük Asya ekonomilerine kıyasla azalttığını, geniş petrol rezervleri ve akaryakıt fiyat kontrol rejimi sayesinde uluslararası fiyatlardaki değişimin iç piyasaya etkisini sınırlayabildiğini vurguladı.
Enerji fiyatlarındaki artışın 1970’lerdeki petrol krizinde olduğu gibi küresel ekonomide daralmaya yol açabileceğine işaret eden Lin, Çin’in büyük bir iç pazara sahip olması nedeniyle iç talep güçlü kaldığı sürece dış şoklardan daha az etkilenebileceğini ifade etti. Lin, 2008’deki Küresel Mali Kriz’i örnek göstererek, Çin’in o dönemde Batı ekonomilerindeki sarsıntılara rağmen yüzde 9’a varan büyüme kaydettiğini hatırlattı.
Lin, Çin’in fosil kaynak üretimindeki dezavantajlarına karşı son yıllarda yenilenebilir enerji kaynaklarına ve elektrikli araçlar gibi yeni enerji çözümlerine yöneldiğini, yenilenebilir enerjinin toplam üretim içindeki payının arttığını belirterek, bunun hem küresel iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sunduğunu hem de enerji krizlerine karşı yeni bir büyüme alanı oluşturabileceğini ifade etti.
Çinli ekonomist, “(Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler ve enerji fiyatlarındaki artışa bağlı) Krizin genel bir etkisi olacağı gerçek. Ancak diğer ülkelerle kıyaslandığında Çin’e etkisi göreli olarak daha az olacaktır.” dedi.
- Gübre ihracatı durduruldu
Dünya gübre ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki kesinti, kuzey yarım kürede bahar ekim mevsimi öncesinde küresel gübre tedariki açısından da risk oluşturuyor.
Küresel gübre tedarikinin yaklaşık yüzde 28’ini sağlayan Çin, Rusya ile birlikte en büyük üreticiler arasında yer alıyor.
Rusya krizin başlamasının ardından amonyum nitrat cinsi gübre ihracatını yasaklarken Çin de azot-potasyum bileşikleri ile fosfat cinsi gübrelerin ihracatını durdurdu.
Çin’in ürettiği gübrenin yaklaşık yüzde 40’ı ülke içinde tüketilirken Pekin yönetiminin küresel fiyatlardaki yükselişe karşı iç piyasada fiyat istikrarını korumaya yöneldiği gözleniyor.
Ülkenin gübre ihracatının halihazırda yasaklar ve kota kısıtlamalarına tabi olduğu göz önünde bulundurulduğunda, ihracatı kısıtlamaya yönelik tedbirlerin uluslararası fiyatlar üzerinde baskıyı daha da artıracağı öngörülüyor.
- “Gübre üretiminde kullanılan doğal sülfürün büyük bölümü Orta Doğu’dan”
Çin’in planlama organı Ulusal Reform ve Kalkınma Komisyonuna (NDRC) bağlı Uluslararası Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (IIER) ile Çin Makroekonomik Araştırmalar Akademisinde (CAMR) Direktör Yardımcısı ve kıdemli araştırmacı olarak görev yapan ekonomist Liu Yüe, ülkenin bu konudaki tutumunu değerlendirdi.
Liu, bir uçak kazasında kişinin başkalarına yardım etmeden önce oksijen maskesini kendi yüzüne takması gerektiğini belirterek, “(Gübre ticareti ve gıda güvenliği kaynaklı) Böyle bir krizde, ülkeler öncelikle kendi konumlarını güvence almalı ve sonra başkalarına yardım etmeli.” diye konuştu.
Hiçbir ülkenin tek başına bir ada olmadığına, çıkan bir yangından herkesin etkileneceğine dikkati çeken Liu, bu krizin Çin ve Rusya gibi büyük üreticilere tedarik zincirlerini güçlendirme gerekliliğini de hatırlattığını ifade etti.
Liu, Çin’in fosfat bazlı gübrelerin yapımında kullanılan doğal sülfürün yüzde 4,2’sini İran’dan, yüzde 53’ünü ise diğer Orta Doğu ülkelerinden ithal ettiğinin altını çizerek, bölgedeki çatışma ve Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerin ülkenin gübre üretimini ve bahar ekim sezonu hazırlıklarını olumsuz etkileyebileceğini vurguladı.
Çin’in aldığı tedbirlerin iç talebi karşılamak açısından zorunlu olduğunu belirten Liu, iç talep karşılandıktan sonra diğer ülkelerin ihtiyacını karşılamak üzere gübre tedariki yapılabileceğini kaydetti.
- “Enflasyon riski kısa vadede taşınabilir”
Petrol fiyatlarındaki yükselişin ulaştırma maliyetlerini artırması ve gübre gibi ürünlerdeki fiyat artışlarının gıda fiyatlarına yansımasıyla dünya genelinde enflasyonu artıracağı, bölgedeki kargaşanın küresel ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceği öngörülüyor.
Pekin Üniversitesi Ulusal Kalkınma Fakültesi Dekanı, Çin Merkez Bankası (PBoC) Para Politikası Kurulu Üyesi Profesör Huang Yiping, bu durumun Çin’deki enflasyon ve makroekonomik göstergelere etkisinin, çatışmanın süresi ve belirsizliklerin seyrine bağlı olduğunu belirtti.
Huang, enerjinin önemli bir üretim faktörü olduğunu, enerji fiyatlarındaki artışın şirketlerin karlılığını olumsuz etkilediğini ve yüksek enerji fiyatlarının dış ticarete de olumsuz yansıdığını ifade etti.
Enflasyon açısından Çin’in uzun süredir tüketici fiyatlarında durgunlukla karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Huang, krizin kısa sürmesi durumunda ülkenin enflasyonist riskleri taşıyabilecek durumda olduğunu vurguladı.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
