İmparatorluktan bugüne Türkiye'nin yüzyılı aşan enflasyon ölçüm serüveni
İmparatorluktan bugüne Türkiye'nin yüzyılı aşan enflasyon ölçüm serüveni
- İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şefik Memiş: - "Enflasyon makul sınırlar içinde kaldıkça, ekonomi için faydalı kabul edilir. Sokrates'in 'Ben Atinalıları rahatsız eden at sineğiyim' dediği metafordaki gibi enflasyon da ekonomi için bir at sineği gibidir, bazen ataletten kurtarır, bazen yoldan çıkartır"
İSTANBUL (AA) - ENES EGE - Osmanlı'nın son yıllarından bugüne Türkiye'de enflasyon endekslerinin 100 yılı aşan tarihi, bugünün ekonomik dinamiklerine de ışık tutuyor.
"Türkiye'de Enflasyon Endeksinin Tarihsel Gelişimi" kitabının yazarı İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şefik Memiş, AA muhabirine, Türkiye'nin enflasyonu ölçen endeks oluşturma çabalarını ve 1917'de başlayan tarihini değerlendirdi.
Enflasyonun modern ekonomiler için "bitimsiz bir döngü" olduğunu vurgulayan Memiş, " Enflasyon makul sınırlar içinde kaldıkça, ekonomi için faydalı kabul edilir. Sokrates'in 'Ben Atinalıları rahatsız eden at sineğiyim' dediği metafordaki gibi enflasyon da ekonomi için bir at sineği gibidir, bazen ataletten kurtarır, bazen yoldan çıkartır." dedi.
Türkiye'de enflasyon olgusunun halkın gündemine 1912 Balkan Savaşları ile girdiğini aktaran Memiş, savaş ortamının getirdiği kıtlık ve Balkanlar'dan, sonrasında Beyaz Rusya'dan İstanbul'a yönelik büyük göç dalgasının fiyatları kontrolden çıkardığını söyledi.
- İlk endeksi Düyun-ı Umumiye hazırladı
Klasik maaş hesaplama yöntemlerinin yetersiz kaldığı bu kaotik ortamda, ilk fiyat endeksini yabancı alacaklıların kurduğu Düyun-ı Umumiye İdaresi'nin 1 Ocak 1917'de yürürlüğe koyduğuna dikkati çeken Memiş, şunları kaydetti:
"İdare, kendi memurlarına yapılacak zammı belirlemek adına bu süreci başlattı. Türkiye ilk kez bir 'baz yılı' olan, ürün fiyatlarını toplayıp artışları hem altın hem nakdi para olarak açıklayan bir endekse sahip oldu. Başta Osmanlı Hükümeti olmak üzere özel şirketler de bu artış oranlarını dikkatle takip etmeye başladı."
Memiş, Düyun-ı Umumiye'nin 1928'de lağvedilmesinin ardından, enflasyonu ölçme görevini İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası'nın (İTSO) devraldığını anlattı.
İTSO'nun, Düyun-ı Umumiye'nin tek bir memuru temel alan "perhizkar" sistemini yetersiz bulduğunu aktaran Memiş, hesaplamanın üç çocuğu olan 5 kişilik bir aile üzerine kurguladığını söyledi.
Memiş, savaşın etkilerini taşımasına rağmen istatistiksel mecburiyetlerden dolayı 1914'te ilk 6 ayın baz yılı olarak kabul edildiğini belirterek, İTSO'nun ilk yerli kurum olarak yayınlamaya başladığı 1929 endeksinde gıda, yakacak-aydınlatma, giyecek ve ev kirası olmak üzere dört ana grubun bulunduğunu dile getirdi.
İTSO'nun endeksi için ilk fiyatların şehri üçe bölüp Suriçi (Fatih), Beyoğlu ve Üsküdar-Kadıköy'ün merkezlerinde belirlenen üçer dükkandan toplandığını aktaran Memiş, bir ailenin beslenmesi için esas alan 18 ürün arasında ekmek, şeker, kahve, pirinç, makarna, patates, fasulye, soğan, zeytinyağı, tuz, süt, kaşar peynir, beyaz peynir, koyun eti, sade yağ, yumurta, balık ve taze sebzenin bulunduğunu kaydetti.
Memiş, "Bu hesaplamalar yapılırken 5 kişilik bir ailenin aylık olarak 45 okka ekmek, 6,5 okka şeker, 0,5 okka kahve, 6 okka pirinç, 5 okka makarna, 7 okka patates, 6 okka fasulye, 8 okka soğan, 4,5 okka zeytinyağı, 2 okka tuz, 23 okka süt, 1 okka kaşar peyniri, 2 okka beyaz peynir, 12 okka koyun eti, 3,5 okka sade yağ, 75 adet yumurta, 3 okka balık, 30 okka taze sebze tüketeceği planlanmıştı." diye konuştu.
- Refah beklentisi artınca tiyatro endekse girdi
Memiş, 1930'a gelindiğinde endekste oldukça dikkati çekici bir revizyona gidildiğini, fiyatların teorik olarak düşme ihtimalinin göz önünde bulundurularak "Hayat Pahalılığı Müş'iresi" isminin, "Geçinme Endeksi" olarak değiştirildiğini kaydetti.
Bununla birlikte "Muhtelif Masraflar Grubu" adı altında sigara, ulaşım, doktor masraflarıyla gazete, kitap, tiyatro ve sinema gibi kültürel ihtiyaçların da hesaplamaya dahil edildiğini dile getiren Memiş, geçinmenin artık yalnızca "açlık ve tokluk" kavramları arasına hapsedilmediğini, bu yeniliklerin toplumdaki medeniyet nimetlerinden pay alma ve refah beklentisinin yükseldiğini gösterdiğini söyledi.
Geçmişteki kriz yönetimi refleksleriyle bugünü kıyaslayan Memiş, Cumhuriyet'in ilk yıllarında ekonomiyi ve fiyat artışını ölçecek kadrolar henüz tam anlamıyla oluşmadığı için hükümetin istatistik biriminin başına Fransız bir uzmanı getirdiğini anlattı.
Memiş, o yıllarda ekonomik krizlerin derinden hissedilmediğini vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:
"Kendine yetme esaslı bir ekonomi ve üretim hala geçerliydi. Bu sebeple ekonomik krizleri, sanayileşmiş ve şehirleşmesini en üst noktada gerçekleştirmiş gelişmiş ülkeler kadar hissetmiyorduk. Daha da önemlisi ekonominin ana rengi, hayatımızın tüm alanlarının rengini belirlemiyordu, odak noktasında değildi."
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
