dask

SETA, Baltık-Karadeniz-Akdeniz güvenliği konulu çalıştay düzenledi

Gündem (AA) - Anadolu Ajansı | 22.10.2026 - 13:30, Güncelleme: 22.10.2026 - 13:34 110 kez okundu.
 

SETA, Baltık-Karadeniz-Akdeniz güvenliği konulu çalıştay düzenledi

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından çevrim içi "Connecting NATO’s Eastern and Southern Flanks: Baltic–Black Sea–Mediterranean Security" başlıklı çalıştay düzenlendi.
ANKARA (AA) - Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından çevrim içi "Connecting NATO’s Eastern and Southern Flanks: Baltic–Black Sea–Mediterranean Security" başlıklı çalıştay düzenlendi. SETA'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, açılış konuşmasını Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan’ın yaptığı, moderatörlüğünü Polonyalı uzman Karolina Olszowska’nın üstlendiği çalıştaya Türkiye, Polonya, Romanya, Ukrayna, Bulgaristan ve diğer Avrupa ülkelerinden uzmanlar katıldı. Çalıştayın ilk oturumuna, Romanya merkezli New Strategy Center’dan Antonia Colibasanu, SETA Araştırmacısı Aslan, Akademisyen Dr. Nihal Erkan, Ukraynalı uzman Dr. Yevgeniya Gaber, Polonya merkezli Centre for Eastern Studies’den (OSW) Dr. Karol Wasilewski ve "The Opportunity" adlı enstitünün kurucusu Margo Samojedny konuşmacı olarak katıldı. Colibasanu, Karadeniz’i Baltık Denizi ile Doğu Akdeniz arasında stratejik bir eksen noktası olarak tanımlayarak, üç deniz arasındaki güvenlik bağlantılarının Rusya’nın hibrit savaş faaliyetleri ve ekonomik altyapıları hedef alan istikrarsızlaştırıcı girişimleri nedeniyle giderek önem kazandığını belirtti. Aslan da, söz konusu bağlantıların yalnızca askeri boyutla sınırlı olmadığını, Karadeniz havzasının nehir sistemleri aracılığıyla Orta Avrupa’ya doğrudan bağlandığını ifade ederek, Ukrayna’daki savaşın enerji, ticaret ve ulaştırma ağları üzerindeki etkilerinin gıda güvenliği, ekonomik güvenlik ve toplumsal dayanıklılık boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Erkan ise bölgesel güvenlik mimarisini tanımlamak için “birbiriyle örtüşen güvenlik kompleksleri” kavramını önererek, Rusya’nın faaliyetlerini ve çatışma gündemlerini bölgeler arasında kaydırabilme esnekliğine dikkati çekti. Gaber, bölgeler arasındaki bağlantıların anlaşılabilmesi için Rusya’nın stratejik bakış açısının incelenmesi gerektiğini ifade ederek, Rusya’nın işgal altındaki Kırım ile Suriye arasında gerçekleştirdiği ve "Syria Express" olarak bilinen askeri sevkiyatları, Karadeniz ile Akdeniz’in Rus askeri planlamasındaki bağlantısına örnek olarak gösterdi. Wasilewski de Baltık ve Karadeniz güvenliğinin birbirine bağlı olduğunu belirterek, Türkiye ve Polonya’nın ekonomik ve stratejik geleceklerinin denizlerle yakından ilişkili olduğuna işaret etti. Samojedny ise Rusya’nın üç deniz arasındaki kara coğrafyasını tek bir stratejik alan olarak değerlendirdiğini vurgulayarak, Üç Deniz Girişimi’nin daha etkin kullanılmasını önerdi. - Türkiye ve Polonya’nın tamamlayıcı rolleri: Stratejik bağlantı noktası olarak Romanya Çalıştayın ikinci oturumuna, New Strategy Center’dan Tuğamiral Iuri Covaleov, Polonya merkezli Centre for Eastern Studies’den Wasilewski, Ukraynalı uzman Gaber ve Avrasya İncelemeleri Merkezi’nden (AVİM) Hazel Çağan Elbir konuşmacı olarak katıldı. Covaleov, Romanya’nın yalnızca NATO’nun doğu kanadında yer alan bir ülke olarak değil, Orta Avrupa ile Karadeniz arasında stratejik bağlantı sağlayan bir aktör olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Wasilewski de Türkiye–Polonya–Romanya istişare mekanizmasının geliştirilmesi ve Ukrayna’nın bu işbirliğine daha fazla dahil edilmesi gerektiğini belirtti. Gaber ise Türkiye, Polonya, Romanya ve Bulgaristan arasındaki koordinasyonun Ukrayna’yı dışarıda bırakmaması gerektiğini vurgulayarak, Ukrayna’nın savunma tecrübesinin, insansız sistemlere karşı geliştirdiği kabiliyetlerin ve deniz güvenliği alanındaki birikiminin bölgesel savunmaya katkı sağlayabileceğini kaydetti. Moderatör Olszowska da Türkiye, Polonya ve Romanya arasındaki üçlü işbirliği formatının projenin ilerleyen aşamalarında daha ayrıntılı incelenmesinin yararlı olacağına işaret ederek, Bulgaristan ve Ukrayna gibi ortakların katkılarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Elbir, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Türk Boğazları rejimi ve Karadeniz güvenliği açısından temel uluslararası hukuki çerçeveyi oluşturduğunu dile getirerek, Türkiye’nin 2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlamasının ardından Sözleşme’nin 19. maddesini uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini sınırlandırmasını Montrö rejiminin bölgesel istikrara katkısına örnek gösterdi. - Deniz güvenliği, askeri hareketlilik ve savunma dayanıklılığında somut işbirliği alanları Çalıştayın üçüncü oturumuna SETA Araştırmacısı Rıfat Öncel, Ukraynalı uzman Gaber, Bulgaristan’dan Maria Simeonova, Polonya merkezli Centre for Eastern Studies’den Wasilewski, Akademisyen Erkan, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Prof. Dr. Yücel Acer, SETA Araştırmacısı Aslan ve New Strategy Center’dan Tuğamiral Covaleov konuşmacı olarak katıldı. Öncel, ABD’nin Baltık, Orta Avrupa ve Batı Balkanlar dahil olmak üzere Avrupa güvenliğindeki belirleyiciliğinin sürdüğünü belirterek bölgesel girişimlerin NATO içindeki Amerikan faktörünü dikkate alması gerektiğini ifade etti. Gaber de MCM girişiminin faydalı bir başlangıç olduğunu kabul etmekle birlikte mevcut yapının yeni ortaya çıkan tehditler karşısında yetersiz kalabileceğini ifade ederek, görev grubunun faaliyet süresinin ve operasyonel kapsamının sınırlı olduğuna dikkati çekti. Simeonova ise Karadeniz’de son dönemde yaşanan gemi ve insansız hava aracı olaylarını gündeme getirerek, Bulgaristan’ın münhasır ekonomik bölgesinde bir hafta içinde dört olay yaşandığını, Ukrayna ihracatını taşıyan gemilerin hedef alındığını ve bu gemilerden birinin battığını aktardı. Wasilewski, "dayanıklılık" kavramının yalnızca saldırılara karşı korunaklı bir savunma hattı inşa etmek şeklinde anlaşılmaması gerektiğini belirterek, dayanıklılığı krizlerin ardından toparlanabilen ve kendini yeniden inşa edebilen bir yapıya benzetti. Erkan da dayanıklılık ve hazırlık kapasitesinin işbirliği gündeminde önemli bir yer tutması gerektiğini vurgulayarak, ortak ülkelerin farklı tehdit önceliklerine sahip olabileceğini aktardı. Acer ise, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Birleşmiş Milletler merkezli kolektif güvenlik sisteminin ciddi sınırlılıklarını gün yüzüne çıkardığını ifade ederek, büyük güçler arasında ortak bir güvenlik yaklaşımı geliştirilememesi nedeniyle bölgesel işbirliği mekanizmalarının önem kazandığını belirtti. Aslan, Rusya’nın hedeflerinin Ukrayna ile sınırlı olmayabileceğini ve daha geniş bir nüfuz alanı oluşturma arayışı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, bu bağlamda NATO ülkelerinin Rusya’nın muhtemel hareket tarzlarını ve en kötü senaryoları analiz etmesi gerektiğini kaydetti. Gaber de NATO dayanışmasının zayıflatılmasının Rusya’nın stratejik hedefleri arasında yer aldığına dikkati çekerek, Rusya’nın İran, Çin ve Kuzey Kore ile geliştirdiği ilişkileri bu değerlendirmesine örnek gösterdi. Covaleov, mevcut diplomatik mekanizmaların daha operasyonel bir nitelik kazanması gerektiğini vurguladı. - Sonuç: Mevcut mekanizmaların güçlendirilmesi ve uygulanabilir projeler Çalıştay, Baltık, Orta Avrupa, Karadeniz ve Akdeniz arasındaki güvenlik bağlantılarının giderek önem kazandığını; bununla birlikte bu coğrafyaların farklı operasyonel ihtiyaçlarının ve hukuki koşullarının ortak güvenlik planlamasında dikkate alınması gerektiğini ortaya koydu. Katılımcıların değerlendirmelerinde, Türkiye-Polonya-Romanya istişare mekanizmasının etkinleştirilmesi; Bulgaristan ve Ukrayna’nın uygun işbirliği formatlarına daha güçlü biçimde dahil edilmesi; Karadeniz’de mevcut mayın karşı tedbirleri ve deniz güvenliği kapasitesinin geliştirilmesi; stratejik ulaştırma koridorlarının ve kritik altyapıların korunması; müşterek askeri faaliyetlerin artırılması ve savunma sanayisinde tamamlayıcı kabiliyetlerin değerlendirilmesi uygulama alanları olarak öne çıktı. Çalıştayda, bölgelerin tek bir güvenlik sahası olarak tanımlanması, Karadeniz’deki deniz güvenliği faaliyetlerinin kapsamı, Rusya’ya karşı izlenecek strateji ve Avrupa ile ABD arasındaki sorumluluk paylaşımı gibi konularda farklı yaklaşımlar dile getirildi, Montrö Sözleşmesi ise Karadeniz güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde temel hukuki referans noktası olarak öne çıktı.
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından çevrim içi "Connecting NATO’s Eastern and Southern Flanks: Baltic–Black Sea–Mediterranean Security" başlıklı çalıştay düzenlendi.

ANKARA (AA) - Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından çevrim içi "Connecting NATO’s Eastern and Southern Flanks: Baltic–Black Sea–Mediterranean Security" başlıklı çalıştay düzenlendi.

SETA'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, açılış konuşmasını Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan’ın yaptığı, moderatörlüğünü Polonyalı uzman Karolina Olszowska’nın üstlendiği çalıştaya Türkiye, Polonya, Romanya, Ukrayna, Bulgaristan ve diğer Avrupa ülkelerinden uzmanlar katıldı.

Çalıştayın ilk oturumuna, Romanya merkezli New Strategy Center’dan Antonia Colibasanu, SETA Araştırmacısı Aslan, Akademisyen Dr. Nihal Erkan, Ukraynalı uzman Dr. Yevgeniya Gaber, Polonya merkezli Centre for Eastern Studies’den (OSW) Dr. Karol Wasilewski ve "The Opportunity" adlı enstitünün kurucusu Margo Samojedny konuşmacı olarak katıldı.

Colibasanu, Karadeniz’i Baltık Denizi ile Doğu Akdeniz arasında stratejik bir eksen noktası olarak tanımlayarak, üç deniz arasındaki güvenlik bağlantılarının Rusya’nın hibrit savaş faaliyetleri ve ekonomik altyapıları hedef alan istikrarsızlaştırıcı girişimleri nedeniyle giderek önem kazandığını belirtti.

Aslan da, söz konusu bağlantıların yalnızca askeri boyutla sınırlı olmadığını, Karadeniz havzasının nehir sistemleri aracılığıyla Orta Avrupa’ya doğrudan bağlandığını ifade ederek, Ukrayna’daki savaşın enerji, ticaret ve ulaştırma ağları üzerindeki etkilerinin gıda güvenliği, ekonomik güvenlik ve toplumsal dayanıklılık boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Erkan ise bölgesel güvenlik mimarisini tanımlamak için “birbiriyle örtüşen güvenlik kompleksleri” kavramını önererek, Rusya’nın faaliyetlerini ve çatışma gündemlerini bölgeler arasında kaydırabilme esnekliğine dikkati çekti.

Gaber, bölgeler arasındaki bağlantıların anlaşılabilmesi için Rusya’nın stratejik bakış açısının incelenmesi gerektiğini ifade ederek, Rusya’nın işgal altındaki Kırım ile Suriye arasında gerçekleştirdiği ve "Syria Express" olarak bilinen askeri sevkiyatları, Karadeniz ile Akdeniz’in Rus askeri planlamasındaki bağlantısına örnek olarak gösterdi.

Wasilewski de Baltık ve Karadeniz güvenliğinin birbirine bağlı olduğunu belirterek, Türkiye ve Polonya’nın ekonomik ve stratejik geleceklerinin denizlerle yakından ilişkili olduğuna işaret etti.

Samojedny ise Rusya’nın üç deniz arasındaki kara coğrafyasını tek bir stratejik alan olarak değerlendirdiğini vurgulayarak, Üç Deniz Girişimi’nin daha etkin kullanılmasını önerdi.

- Türkiye ve Polonya’nın tamamlayıcı rolleri: Stratejik bağlantı noktası olarak Romanya

Çalıştayın ikinci oturumuna, New Strategy Center’dan Tuğamiral Iuri Covaleov, Polonya merkezli Centre for Eastern Studies’den Wasilewski, Ukraynalı uzman Gaber ve Avrasya İncelemeleri Merkezi’nden (AVİM) Hazel Çağan Elbir konuşmacı olarak katıldı.

Covaleov, Romanya’nın yalnızca NATO’nun doğu kanadında yer alan bir ülke olarak değil, Orta Avrupa ile Karadeniz arasında stratejik bağlantı sağlayan bir aktör olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Wasilewski de Türkiye–Polonya–Romanya istişare mekanizmasının geliştirilmesi ve Ukrayna’nın bu işbirliğine daha fazla dahil edilmesi gerektiğini belirtti.

Gaber ise Türkiye, Polonya, Romanya ve Bulgaristan arasındaki koordinasyonun Ukrayna’yı dışarıda bırakmaması gerektiğini vurgulayarak, Ukrayna’nın savunma tecrübesinin, insansız sistemlere karşı geliştirdiği kabiliyetlerin ve deniz güvenliği alanındaki birikiminin bölgesel savunmaya katkı sağlayabileceğini kaydetti.

Moderatör Olszowska da Türkiye, Polonya ve Romanya arasındaki üçlü işbirliği formatının projenin ilerleyen aşamalarında daha ayrıntılı incelenmesinin yararlı olacağına işaret ederek, Bulgaristan ve Ukrayna gibi ortakların katkılarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Elbir, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Türk Boğazları rejimi ve Karadeniz güvenliği açısından temel uluslararası hukuki çerçeveyi oluşturduğunu dile getirerek, Türkiye’nin 2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlamasının ardından Sözleşme’nin 19. maddesini uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini sınırlandırmasını Montrö rejiminin bölgesel istikrara katkısına örnek gösterdi.

- Deniz güvenliği, askeri hareketlilik ve savunma dayanıklılığında somut işbirliği alanları

Çalıştayın üçüncü oturumuna SETA Araştırmacısı Rıfat Öncel, Ukraynalı uzman Gaber, Bulgaristan’dan Maria Simeonova, Polonya merkezli Centre for Eastern Studies’den Wasilewski, Akademisyen Erkan, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Prof. Dr. Yücel Acer, SETA Araştırmacısı Aslan ve New Strategy Center’dan Tuğamiral Covaleov konuşmacı olarak katıldı.

Öncel, ABD’nin Baltık, Orta Avrupa ve Batı Balkanlar dahil olmak üzere Avrupa güvenliğindeki belirleyiciliğinin sürdüğünü belirterek bölgesel girişimlerin NATO içindeki Amerikan faktörünü dikkate alması gerektiğini ifade etti.

Gaber de MCM girişiminin faydalı bir başlangıç olduğunu kabul etmekle birlikte mevcut yapının yeni ortaya çıkan tehditler karşısında yetersiz kalabileceğini ifade ederek, görev grubunun faaliyet süresinin ve operasyonel kapsamının sınırlı olduğuna dikkati çekti.

Simeonova ise Karadeniz’de son dönemde yaşanan gemi ve insansız hava aracı olaylarını gündeme getirerek, Bulgaristan’ın münhasır ekonomik bölgesinde bir hafta içinde dört olay yaşandığını, Ukrayna ihracatını taşıyan gemilerin hedef alındığını ve bu gemilerden birinin battığını aktardı.

Wasilewski, "dayanıklılık" kavramının yalnızca saldırılara karşı korunaklı bir savunma hattı inşa etmek şeklinde anlaşılmaması gerektiğini belirterek, dayanıklılığı krizlerin ardından toparlanabilen ve kendini yeniden inşa edebilen bir yapıya benzetti.

Erkan da dayanıklılık ve hazırlık kapasitesinin işbirliği gündeminde önemli bir yer tutması gerektiğini vurgulayarak, ortak ülkelerin farklı tehdit önceliklerine sahip olabileceğini aktardı.

Acer ise, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Birleşmiş Milletler merkezli kolektif güvenlik sisteminin ciddi sınırlılıklarını gün yüzüne çıkardığını ifade ederek, büyük güçler arasında ortak bir güvenlik yaklaşımı geliştirilememesi nedeniyle bölgesel işbirliği mekanizmalarının önem kazandığını belirtti.

Aslan, Rusya’nın hedeflerinin Ukrayna ile sınırlı olmayabileceğini ve daha geniş bir nüfuz alanı oluşturma arayışı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, bu bağlamda NATO ülkelerinin Rusya’nın muhtemel hareket tarzlarını ve en kötü senaryoları analiz etmesi gerektiğini kaydetti.

Gaber de NATO dayanışmasının zayıflatılmasının Rusya’nın stratejik hedefleri arasında yer aldığına dikkati çekerek, Rusya’nın İran, Çin ve Kuzey Kore ile geliştirdiği ilişkileri bu değerlendirmesine örnek gösterdi.

Covaleov, mevcut diplomatik mekanizmaların daha operasyonel bir nitelik kazanması gerektiğini vurguladı.

- Sonuç: Mevcut mekanizmaların güçlendirilmesi ve uygulanabilir projeler

Çalıştay, Baltık, Orta Avrupa, Karadeniz ve Akdeniz arasındaki güvenlik bağlantılarının giderek önem kazandığını; bununla birlikte bu coğrafyaların farklı operasyonel ihtiyaçlarının ve hukuki koşullarının ortak güvenlik planlamasında dikkate alınması gerektiğini ortaya koydu.

Katılımcıların değerlendirmelerinde, Türkiye-Polonya-Romanya istişare mekanizmasının etkinleştirilmesi; Bulgaristan ve Ukrayna’nın uygun işbirliği formatlarına daha güçlü biçimde dahil edilmesi; Karadeniz’de mevcut mayın karşı tedbirleri ve deniz güvenliği kapasitesinin geliştirilmesi; stratejik ulaştırma koridorlarının ve kritik altyapıların korunması; müşterek askeri faaliyetlerin artırılması ve savunma sanayisinde tamamlayıcı kabiliyetlerin değerlendirilmesi uygulama alanları olarak öne çıktı.

Çalıştayda, bölgelerin tek bir güvenlik sahası olarak tanımlanması, Karadeniz’deki deniz güvenliği faaliyetlerinin kapsamı, Rusya’ya karşı izlenecek strateji ve Avrupa ile ABD arasındaki sorumluluk paylaşımı gibi konularda farklı yaklaşımlar dile getirildi, Montrö Sözleşmesi ise Karadeniz güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde temel hukuki referans noktası olarak öne çıktı.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve noktahaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.