dask

Usta Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ile Sinema Atölyesi: (2)

Gündem (AA) - Anadolu Ajansı | 22.04.2026 - 11:15, Güncelleme: 22.04.2026 - 11:23 120 kez okundu.
 

Usta Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ile Sinema Atölyesi: (2)

- "(Sinema filmi projesi) Yapay zeka testlerimizde şunu gördük ki, sinema çözünürlüğünde ve sinema mantığında başarılı bir iş almak için biraz daha yol katetmek lazım" - "Sistemli çalışıyor ya yabancılar, kurallara çok takılıyorlar. Pratik zeka, bu üstünlüğümüzü yitirmeyelim ne olursunuz, dijitalle rehavet çöktü. 'Dijitalde her şey çözülüyor ya', hayır, pratik zeka bizim bir artımız" - "(Hava çekimleri) Helikopterin kapısını söküyorduk eskiden, kızaklara basıyordum ben. O zaman çok yeni bir ekipman üretiliyor, Organize İşler'i çektiğimizden daha gelişmiş. Yeni Zelanda'dan getirttim. 2013'ten sonra Sazan Sarmalı 2, milli hava araçlarımız TUSAŞ'ın hava çekimleri, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turnuvası, Türk Hava Yolları reklamları gibi filmleri havadan çektik"
ANKARA (AA) - BARIŞKAN ÜNAL - Usta Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak, yeni bir film projesinde yapay zeka kullanımını test ettiklerini belirterek, "Yapay zeka testlerimizde şunu gördük ki, sinema çözünürlüğünde ve sinema mantığında başarılı bir iş almak için biraz daha yol katetmek lazım" dedi. İçbak, AA Akademi koordinasyonunda, Anadolu Ajansı (AA) Dış ve Ekonomi Haberleri Yayın Müdürü Barışkan Ünal'ın moderatörlüğünde düzenlenen "Görüntü Yönetmenliği" başlıklı Sinema Atölyesi'ne katıldı. Türkiye'de ilk hava çekimleri yapanlardan biri olarak İçbak, özellikle "Organize İşler" ile helikopter çekimlerinin bir üst seviyeye taşındığını söyledi. Filmdeki hava çekimlerinin, bu alana girme noktasında kendisini "zehirlediğini" belirten İçbak, "Benim ürettiğim lastikti, aparattı yok, helikopterin kapısını söküyorduk eskiden, kızaklara basıyordum ben. O zaman çok yeni bir ekipman üretiliyor, Organize İşler'i çektiğimizden daha gelişmiş. Yeni Zelanda'dan getirttim. 2013'ten sonra Sazan Sarmalı 2, milli hava araçlarımız TUSAŞ'ın hava çekimleri, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turnuvası, Türk Hava Yolları reklamları gibi filmleri havadan çektik" dedi. "Charlie'nin Melekleri", "Amerikan Suikastçı” ve “Avcı Kraven” gibi Hollywood yapımları için de hava çekimleri gerçekleştiren İçbak, "Eskiden Amerikalılar başka çalışıyor sanırdım ama baktım, çalıştıkça gördüm ki mantık aynı, düşünce tarzı, dertler aynı" diye konuştu. İçbak, bunun yanında film yapımında Türk sinemacıların sorun çözme zekasına dikkati çekerek, "Sistemli çalışıyor ya yabancılar, kurallara çok takılıyorlar. Pratik zeka, bu üstünlüğümüzü yitirmeyelim ne olursunuz" ifadesini kullandı. Ancak dijitalle gelen "rehavetin" bu pratik zekaya zarar verdiğini dile getiren İçbak, "Dijital her şeyi kolaylaştırdı ama o kolaylık şunu getirdi: 'Nasılsa tekrar çok yapabiliriz, nasılsa malzemeyi kaydedip silebiliriz'. Provasız çekimler yapmalar, 'provayı da çekelim'ler. Adap ve disiplin gitti biraz." değerlendirmesinde bulundu. Söyleşinin hava çekimleri, yapay zeka ve dijitalleşme bölümlerinin detayları şöyle: - Hava çekimleri: "Ben zehirledim, Türkiye'ye böyle bir alet kazandırmam lazım dedim'" Barışkan Ünal: Hava çekimlerini Türkiye'de ilk yapanlardan birisiniz ve özellikle "Organize İşler"le hava çekimi daha profesyonel yöne doğru ilerledi. Hava çekimlerine başlama süreciniz nasıl oldu? Uğur İçbak: Benim ürettiğim bazı aparatlar vardı 1985'ten beri, Sinan Çetin'in “Gökyüzü” filminde de hava planlarımız vardı. “Organize İşler” ise bir İstanbul ve uçan halı hikayesi. Başrolde İstanbul olduğundan doğru düzgün çekmek lazım. O nedenle o ekipmanlarla artık olamayacağını yapımla konuştuk. Yapımcımızın da vizyonu genişti, Necati Akpınar, BKM. Çok özel, yabancı filmlerde kullanılan özel bir helikopter çekim sistemi Fransa'dan geldi. O zaman Türkiye'de bu ekipman yoktu. O sistemle “Organize İşler”i çektik. Çok güzel hava çekimleri yaptık gece ve gündüz. Ben orada “Bu son nokta” dedim. Filmde çok değerli bir Hollywood pilotuyla tanıştım: Fred North. Şu anda Hollywood'un en ünlü çekim pilotu. Yalnız farklı bir durum oldu: Ben zehirlendim. Yani şöyle zehirlendim: Benim ürettiğim lastikti, aparattı yok, helikopterin kapısını söküyorduk eskiden, kızaklara basıyordum ben, kapı açık elimde kameraya bağlı lastikle çekimler yapma şeklinde oluyordu bir miktar. Ondan sonra dedim "Türkiye'ye böyle bir alet kazandırmam lazım". Çok yeni bir ekipman o zaman üretiliyor, "Organize İşler"i çektiğimizden daha gelişmiş. Fred North'la konuştum ve Yeni Zelanda'dan getirttim. 2013'ten itibaren kullanıyorum. Böylece (hava çekimlerinde) çıtayı yükselttik. 2013'ten sonra “Sazan Sarmalı 2”, milli hava araçlarımız TUSAŞ'ın hava çekimleri, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turnuvası, Türk Hava Yolları reklamları gibi filmleri havadan çektik. Barışkan Ünal: Yurt dışından da filmler? Uğur İçbak: (Hava çekimleriyle) yabancı filmlere de bulaşmış oldum. Hem ikinci ünite görüntü yönetmeni olarak, yani second unit DOP, hem de hava çekim görüntü yönetmeni olarak. Hint filmleri. Mesela "Charlie'nin Melekleri"nin hava çekimleri bendeydi. "Inferno”ya ekipmanımla malzeme sağladım. "Amerikan Suikastçı” filmini çektik, hava çekimlerini yaptım. En son “Avcı Kraven”ın Sümela Manastırı'nda VFX planlarını çektik. Güzel oluyor benim için de bir çeşit oluyor aslında. Bir farklı da bir ortam. - Dron kullanımı: “Dizilere baktığınızda her yer hava çekimi, yerli yersiz” Barışkan Ünal: Son dönemde dronlarla da çekim yapılmaya başlandı. Hava çekimleriyle dron çekimlerini en fazla farklılaştıran noktalar nedir? Uğur İçbak: Her çekimi dronlarla çekmek mümkün değil, hem ışık hem hız olarak. Ama dron tabii bütçe ve koşullar olarak aradaki boşluğu doldurdu. İyi de oldu. Ama şimdi şöyle bir ters bir şey oldu: Bütün dizilere baktığınızda her yer hava çekimi, yerli yersiz. Bir amaç olmadan moda gibi oldu. Gereksiz yere kullanmamak gerekiyor. Yani seyircinin dikkatini dağıtacak, yabancılaştırma efekti oluşturacak, sebep olacak bir durum, hiçbir kamera hareketinde, seçimde olmaması lazım. - “Eskiden Amerikalılar başka çalışıyor sanırdım ama baktım ki mantık, düşünce tarzı, dertler aynı" Barışkan Ünal: Kariyerinize baktığımda sizi usta haline getiren biraz çok yönlü olmanız. Uğur İçbak: Çünkü hep araştırma içinde olmak lazım. Mesela “Son Mektup” filminde Çanakkale’de 10 hafta neredeyse savaşmış gibi olduk. “Av Mevsimi”nde atmosfer ve takipler, filmin hikayesine göre açılar. Eskiden Amerikalılar başka çalışıyor sanırdım ama baktım, çalıştıkça gördüm ki mantık aynı, düşünce tarzı, dertler aynı. “Charlie’nin Melekleri”nde çekim tarihlerinde İstanbul’da hava kapalı. Mecburen kapalı çektik, aynı dert; programı değiştiremiyorlar büyük bütçe var diye. Bu arada sinema öğrencileri, çalışabilirsiniz yarın öbür gün siz de. Bizim öğrencilerimiz, ekipten arkadaşlarımız yabancı ekiplerle çok iyi entegre olabiliyor ve çok mutlu oluyor yabancılar. "Ne kadar yetişmiş insanlar, İngilizce biliyor, ekiple uyumlu” diyorlar. Türkiye’de yabancı ekip çalışma tarzına alışkınız çünkü biz de aynı kameralarla, aynı ekipmanla çalışıyoruz. Barışkan Ünal: Bağlantı nasıl kurulabiliyor? Uğur İçbak: Yabancı ekip, Türkiye’de film çekeceği zaman "Line Production" denen o ülkenin en bilindik, en güvenilir yapım firmasına başvuruyor. Bu firma daha önce de bir yabancı yapımı kotarmışsa genellikle iş ona gidiyor. Sektöre giren genç arkadaşlarımızdan da en cevval olanları, İngilizce bilenleri yapım firması seçiyor. - “Pratik zeka bizim bir artımız” Seyirci sorusu: Anadolu Ajansının reklam filminde İstanbul'da Hakkari'nin karlı dağlarını bir araya getirmişsiniz. Ben baktığımda o sahneye Hakkari'nin dağları gibi gördüm. Eğitim, yetenek hepsi bir arada ama sanki bu işte biraz çözüm odaklılık, pratik zeka da gerekiyor gibi, ne dersiniz? Uğur İçbak: Şöyle söyleyeyim, Türkler olarak hiç aşağılık kompleksine kapılmamamız lazım. Daha yaratıcıyız, acıların çocuğuyuz diyeyim. Örnek vereyim size: Bir İngiliz yönetmenle reklam filmi çekiyoruz. Cihangir'de bir tarihi bir apartmanın kapısından bir oyuncu çıkacak, bir plan çekeceğiz. Sonra stüdyoda tüm gece çalışacağız. Gittik Cihangir'e. Prodüksiyon ekibi tedirgin. Çekim yapacağımız apartmanın önüne araba var, arabanın sahibini arabayı park etmiş Bodrum'a gitmiş. İngiliz yönetmenin morali bozuldu, ağlayacak neredeyse, plan gitti. Bizim setçiler, pratik zeka diyoruz buna, ne yaptı biliyor musunuz? 5 litrelik pet şişeler bakkaldan aldırdı. Suları yere döküp pet şişeleri ezdiler. 4-5 kişi kaldırdılar arabayı, tekerleklerin altına koydular. Arabayı kızak gibi pet şişeyle kaydırdılar kadraj dışına. Şaşırdı İngiliz yönetmen. Çünkü sistemli çalışıyor ya yabancılar, kurallara çok takılıyorlar. Pratik zeka: Bu üstünlüğümüzü yitirmeyelim ne olursunuz, dijitalle rehavet çöktü, dijitalde her şey çözülüyor ya, hayır, pratik zeka bizim bir artımız. - Dijitalin etkisi: "Adap ve disiplin gitti biraz" Uğur İçbak: Dijital her şeyi kolaylaştırdı ama o kolaylık şunu getirdi: "Nasılsa tekrar çok yapabiliriz, nasılsa malzemeyi kaydedip silebiliriz". Provasız çekimler yapmalar, "provayı da çekelim"ler, adap ve disiplin gitti biraz. Eskiden 5-6 kez prova yapardık biz, net yapan arkadaşımız ölçerdi. Sonra iki çekim, üç çekim yaparız. Ama artık fotoğraf çekerken bile yapıyoruz dikkat ediyor musunuz, ben bile o hataya düşüyorum; Bir şey çekeceğiz 4-5 tane çekiyoruz. Halbuki önce bir dur, kadrajını ayarla, karar ver, sonra 2 kare çek. Dijital fotoğraf arşivimiz hiçbir zaman bakmadığımız, bir poz için 7-8 tane fotoğrafın olduğu yer. Dijital deformasyon dediğimiz şey bu, filmlerde de bu olmaya başladı ve çok üzücü. Montaj da zor oluyor, aktarmalar zor oluyor. Seyirci sorusu: Dizilerde bazen ilk bir ayında yabancı görüntü yönetmeni getirelim gibi anlayışlarla karşılaşıyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Uğur İçbak: Eskiden daha çok vardı, reklam filmlerinde de oluyordu. Neden? Avrupa’da işsizlik vardı. Bu bir sanat ve dünya üzerindeki bütün sanatçılar birbirleriyle buluşup çalışabilir ama aydınlatma bilmeyen, dolly üzerinde oturmayı bilmeyen sırf İngiliz olduğu için, yabancı diye reklam dünyasında bu oldu. Bir yabancı görüntü yönetmeni olursa bu büyülü bir dokunuş olur gibi algılamamak lazım, önemli olan işinde usta olan biri olması. Geçmişte yabancı yönetmenler modası da vardı. Mesela, ramazan filmi çekiyoruz, iftar çekiyoruz, yabancı yönetmen bizim kültürümüzle ilgili bir şey anlatmaya çalışıyor, asistan İngilizceden Türkçeye çeviriyor, oyuncu ne dediğini anlamaya çalışıyor. Sanki yabancı yönetmen kuş konduracak, tabii ki değerli dokunuşlar da olabilir ama sanatçı olarak bakmak lazım. - “Yapay zeka testlerimizde gördük ki biraz daha yol katetmek lazım”” Seyirci sorusu: Yapay zeka film alanında bizi ne kadar öldürecek, öldürecek mi? Yoksa bir gerçekliğe ihtiyacımız olduğu için biz mi önde olacağız sizce? Uğur İçbak: Bizzat önümüzdeki haftalarda çekeceğimiz bir sinema filminde yapay zeka kullanımı üzerine geçen haftalarda testler yaptık. Hayatımıza bir şekilde CGI, efektler girdi zaten. Yapay zeka testlerimizde şunu gördük ki, sinema çözünürlüğünde ve sinema mantığında başarılı bir iş almak için biraz daha yol katetmek lazım. Dolayısıyla yapay zeka yerine bazı şeyleri makyajla çözmeye karar verme aşamasındayız. İstediğimiz şeyler olmuyor. Niye? Prompt yazdık diyor mesela ama arkadaki fonu değiştirmiş yapay zeka. (Tekrar yapınca) Bu sefer de fonu yapmış ama arka taraf flu, sanki arka tarafı blurlamışsınız gibi, oyuncuyu yapıştırmış oraya, arkanın netliği gerçekçi değil. Halbuki normal hayatta netlik nasıl bozulur? Kademe vardır reel çekimde. Yapay zeka onu yapamıyor. Ama “hocam biz dizilerde yaptık orada güzel” denirse, dizide olur. Dizide küçük ekran, televizyonda insanlar evde yemek pişirirken göz ucuyla bakıyor iPad'de. Televizyonda, ortamda ışık açık evin içinde, orada olur ama koca sinema perdesi 4K çözünürlükten bahsediyoruz. Yapay zeka tabii ki hayatımıza girecek, tabii ki karşı değiliz ama bizim isteklerimiz ve kabul ettiğimiz kuralları dahilinde ve görüntüyü ve o dünyayı bozarak değil. Tabii tehlikeli de bir durum var: Senaryoyu yapay zekaya yazdıralım. Yapay zekayı aslında bir asistan gibi düşünmek lazım. Dünyada da bu çok büyük dert olmaya başladı; telif konuları. Mesela benim hava çekimleri var, yapay zeka bunu bir yerden bulup onun üzerine bir şey yapıştırıp size "Ben yaptım" diye sunuyor. (Sürecek)  
- "(Sinema filmi projesi) Yapay zeka testlerimizde şunu gördük ki, sinema çözünürlüğünde ve sinema mantığında başarılı bir iş almak için biraz daha yol katetmek lazım" - "Sistemli çalışıyor ya yabancılar, kurallara çok takılıyorlar. Pratik zeka, bu üstünlüğümüzü yitirmeyelim ne olursunuz, dijitalle rehavet çöktü. 'Dijitalde her şey çözülüyor ya', hayır, pratik zeka bizim bir artımız" - "(Hava çekimleri) Helikopterin kapısını söküyorduk eskiden, kızaklara basıyordum ben. O zaman çok yeni bir ekipman üretiliyor, Organize İşler'i çektiğimizden daha gelişmiş. Yeni Zelanda'dan getirttim. 2013'ten sonra Sazan Sarmalı 2, milli hava araçlarımız TUSAŞ'ın hava çekimleri, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turnuvası, Türk Hava Yolları reklamları gibi filmleri havadan çektik"

ANKARA (AA) - BARIŞKAN ÜNAL - Usta Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak, yeni bir film projesinde yapay zeka kullanımını test ettiklerini belirterek, "Yapay zeka testlerimizde şunu gördük ki, sinema çözünürlüğünde ve sinema mantığında başarılı bir iş almak için biraz daha yol katetmek lazım" dedi.

İçbak, AA Akademi koordinasyonunda, Anadolu Ajansı (AA) Dış ve Ekonomi Haberleri Yayın Müdürü Barışkan Ünal'ın moderatörlüğünde düzenlenen "Görüntü Yönetmenliği" başlıklı Sinema Atölyesi'ne katıldı.

Türkiye'de ilk hava çekimleri yapanlardan biri olarak İçbak, özellikle "Organize İşler" ile helikopter çekimlerinin bir üst seviyeye taşındığını söyledi. Filmdeki hava çekimlerinin, bu alana girme noktasında kendisini "zehirlediğini" belirten İçbak, "Benim ürettiğim lastikti, aparattı yok, helikopterin kapısını söküyorduk eskiden, kızaklara basıyordum ben. O zaman çok yeni bir ekipman üretiliyor, Organize İşler'i çektiğimizden daha gelişmiş. Yeni Zelanda'dan getirttim. 2013'ten sonra Sazan Sarmalı 2, milli hava araçlarımız TUSAŞ'ın hava çekimleri, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turnuvası, Türk Hava Yolları reklamları gibi filmleri havadan çektik" dedi.

"Charlie'nin Melekleri", "Amerikan Suikastçı” ve “Avcı Kraven” gibi Hollywood yapımları için de hava çekimleri gerçekleştiren İçbak, "Eskiden Amerikalılar başka çalışıyor sanırdım ama baktım, çalıştıkça gördüm ki mantık aynı, düşünce tarzı, dertler aynı" diye konuştu.

İçbak, bunun yanında film yapımında Türk sinemacıların sorun çözme zekasına dikkati çekerek, "Sistemli çalışıyor ya yabancılar, kurallara çok takılıyorlar. Pratik zeka, bu üstünlüğümüzü yitirmeyelim ne olursunuz" ifadesini kullandı.

Ancak dijitalle gelen "rehavetin" bu pratik zekaya zarar verdiğini dile getiren İçbak, "Dijital her şeyi kolaylaştırdı ama o kolaylık şunu getirdi: 'Nasılsa tekrar çok yapabiliriz, nasılsa malzemeyi kaydedip silebiliriz'. Provasız çekimler yapmalar, 'provayı da çekelim'ler. Adap ve disiplin gitti biraz." değerlendirmesinde bulundu.

Söyleşinin hava çekimleri, yapay zeka ve dijitalleşme bölümlerinin detayları şöyle:

- Hava çekimleri: "Ben zehirledim, Türkiye'ye böyle bir alet kazandırmam lazım dedim'"

Barışkan Ünal: Hava çekimlerini Türkiye'de ilk yapanlardan birisiniz ve özellikle "Organize İşler"le hava çekimi daha profesyonel yöne doğru ilerledi. Hava çekimlerine başlama süreciniz nasıl oldu?

Uğur İçbak: Benim ürettiğim bazı aparatlar vardı 1985'ten beri, Sinan Çetin'in “Gökyüzü” filminde de hava planlarımız vardı. “Organize İşler” ise bir İstanbul ve uçan halı hikayesi. Başrolde İstanbul olduğundan doğru düzgün çekmek lazım. O nedenle o ekipmanlarla artık olamayacağını yapımla konuştuk. Yapımcımızın da vizyonu genişti, Necati Akpınar, BKM. Çok özel, yabancı filmlerde kullanılan özel bir helikopter çekim sistemi Fransa'dan geldi. O zaman Türkiye'de bu ekipman yoktu. O sistemle “Organize İşler”i çektik. Çok güzel hava çekimleri yaptık gece ve gündüz. Ben orada “Bu son nokta” dedim. Filmde çok değerli bir Hollywood pilotuyla tanıştım: Fred North. Şu anda Hollywood'un en ünlü çekim pilotu.

Yalnız farklı bir durum oldu: Ben zehirlendim. Yani şöyle zehirlendim: Benim ürettiğim lastikti, aparattı yok, helikopterin kapısını söküyorduk eskiden, kızaklara basıyordum ben, kapı açık elimde kameraya bağlı lastikle çekimler yapma şeklinde oluyordu bir miktar. Ondan sonra dedim "Türkiye'ye böyle bir alet kazandırmam lazım". Çok yeni bir ekipman o zaman üretiliyor, "Organize İşler"i çektiğimizden daha gelişmiş. Fred North'la konuştum ve Yeni Zelanda'dan getirttim. 2013'ten itibaren kullanıyorum. Böylece (hava çekimlerinde) çıtayı yükselttik. 2013'ten sonra “Sazan Sarmalı 2”, milli hava araçlarımız TUSAŞ'ın hava çekimleri, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turnuvası, Türk Hava Yolları reklamları gibi filmleri havadan çektik.

Barışkan Ünal: Yurt dışından da filmler?

Uğur İçbak: (Hava çekimleriyle) yabancı filmlere de bulaşmış oldum. Hem ikinci ünite görüntü yönetmeni olarak, yani second unit DOP, hem de hava çekim görüntü yönetmeni olarak. Hint filmleri. Mesela "Charlie'nin Melekleri"nin hava çekimleri bendeydi. "Inferno”ya ekipmanımla malzeme sağladım. "Amerikan Suikastçı” filmini çektik, hava çekimlerini yaptım. En son “Avcı Kraven”ın Sümela Manastırı'nda VFX planlarını çektik. Güzel oluyor benim için de bir çeşit oluyor aslında. Bir farklı da bir ortam.

- Dron kullanımı: “Dizilere baktığınızda her yer hava çekimi, yerli yersiz”

Barışkan Ünal: Son dönemde dronlarla da çekim yapılmaya başlandı. Hava çekimleriyle dron çekimlerini en fazla farklılaştıran noktalar nedir?

Uğur İçbak: Her çekimi dronlarla çekmek mümkün değil, hem ışık hem hız olarak. Ama dron tabii bütçe ve koşullar olarak aradaki boşluğu doldurdu. İyi de oldu. Ama şimdi şöyle bir ters bir şey oldu: Bütün dizilere baktığınızda her yer hava çekimi, yerli yersiz. Bir amaç olmadan moda gibi oldu. Gereksiz yere kullanmamak gerekiyor. Yani seyircinin dikkatini dağıtacak, yabancılaştırma efekti oluşturacak, sebep olacak bir durum, hiçbir kamera hareketinde, seçimde olmaması lazım.

- “Eskiden Amerikalılar başka çalışıyor sanırdım ama baktım ki mantık, düşünce tarzı, dertler aynı"

Barışkan Ünal: Kariyerinize baktığımda sizi usta haline getiren biraz çok yönlü olmanız.

Uğur İçbak: Çünkü hep araştırma içinde olmak lazım. Mesela “Son Mektup” filminde Çanakkale’de 10 hafta neredeyse savaşmış gibi olduk. “Av Mevsimi”nde atmosfer ve takipler, filmin hikayesine göre açılar. Eskiden Amerikalılar başka çalışıyor sanırdım ama baktım, çalıştıkça gördüm ki mantık aynı, düşünce tarzı, dertler aynı. “Charlie’nin Melekleri”nde çekim tarihlerinde İstanbul’da hava kapalı. Mecburen kapalı çektik, aynı dert; programı değiştiremiyorlar büyük bütçe var diye.

Bu arada sinema öğrencileri, çalışabilirsiniz yarın öbür gün siz de. Bizim öğrencilerimiz, ekipten arkadaşlarımız yabancı ekiplerle çok iyi entegre olabiliyor ve çok mutlu oluyor yabancılar. "Ne kadar yetişmiş insanlar, İngilizce biliyor, ekiple uyumlu” diyorlar. Türkiye’de yabancı ekip çalışma tarzına alışkınız çünkü biz de aynı kameralarla, aynı ekipmanla çalışıyoruz.

Barışkan Ünal: Bağlantı nasıl kurulabiliyor?

Uğur İçbak: Yabancı ekip, Türkiye’de film çekeceği zaman "Line Production" denen o ülkenin en bilindik, en güvenilir yapım firmasına başvuruyor. Bu firma daha önce de bir yabancı yapımı kotarmışsa genellikle iş ona gidiyor. Sektöre giren genç arkadaşlarımızdan da en cevval olanları, İngilizce bilenleri yapım firması seçiyor.

- “Pratik zeka bizim bir artımız”

Seyirci sorusu: Anadolu Ajansının reklam filminde İstanbul'da Hakkari'nin karlı dağlarını bir araya getirmişsiniz. Ben baktığımda o sahneye Hakkari'nin dağları gibi gördüm. Eğitim, yetenek hepsi bir arada ama sanki bu işte biraz çözüm odaklılık, pratik zeka da gerekiyor gibi, ne dersiniz?

Uğur İçbak: Şöyle söyleyeyim, Türkler olarak hiç aşağılık kompleksine kapılmamamız lazım. Daha yaratıcıyız, acıların çocuğuyuz diyeyim. Örnek vereyim size: Bir İngiliz yönetmenle reklam filmi çekiyoruz. Cihangir'de bir tarihi bir apartmanın kapısından bir oyuncu çıkacak, bir plan çekeceğiz. Sonra stüdyoda tüm gece çalışacağız. Gittik Cihangir'e. Prodüksiyon ekibi tedirgin. Çekim yapacağımız apartmanın önüne araba var, arabanın sahibini arabayı park etmiş Bodrum'a gitmiş. İngiliz yönetmenin morali bozuldu, ağlayacak neredeyse, plan gitti. Bizim setçiler, pratik zeka diyoruz buna, ne yaptı biliyor musunuz? 5 litrelik pet şişeler bakkaldan aldırdı. Suları yere döküp pet şişeleri ezdiler. 4-5 kişi kaldırdılar arabayı, tekerleklerin altına koydular. Arabayı kızak gibi pet şişeyle kaydırdılar kadraj dışına. Şaşırdı İngiliz yönetmen. Çünkü sistemli çalışıyor ya yabancılar, kurallara çok takılıyorlar. Pratik zeka: Bu üstünlüğümüzü yitirmeyelim ne olursunuz, dijitalle rehavet çöktü, dijitalde her şey çözülüyor ya, hayır, pratik zeka bizim bir artımız.

- Dijitalin etkisi: "Adap ve disiplin gitti biraz"

Uğur İçbak: Dijital her şeyi kolaylaştırdı ama o kolaylık şunu getirdi: "Nasılsa tekrar çok yapabiliriz, nasılsa malzemeyi kaydedip silebiliriz". Provasız çekimler yapmalar, "provayı da çekelim"ler, adap ve disiplin gitti biraz.

Eskiden 5-6 kez prova yapardık biz, net yapan arkadaşımız ölçerdi. Sonra iki çekim, üç çekim yaparız. Ama artık fotoğraf çekerken bile yapıyoruz dikkat ediyor musunuz, ben bile o hataya düşüyorum; Bir şey çekeceğiz 4-5 tane çekiyoruz. Halbuki önce bir dur, kadrajını ayarla, karar ver, sonra 2 kare çek. Dijital fotoğraf arşivimiz hiçbir zaman bakmadığımız, bir poz için 7-8 tane fotoğrafın olduğu yer. Dijital deformasyon dediğimiz şey bu, filmlerde de bu olmaya başladı ve çok üzücü. Montaj da zor oluyor, aktarmalar zor oluyor.

Seyirci sorusu: Dizilerde bazen ilk bir ayında yabancı görüntü yönetmeni getirelim gibi anlayışlarla karşılaşıyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uğur İçbak: Eskiden daha çok vardı, reklam filmlerinde de oluyordu. Neden? Avrupa’da işsizlik vardı. Bu bir sanat ve dünya üzerindeki bütün sanatçılar birbirleriyle buluşup çalışabilir ama aydınlatma bilmeyen, dolly üzerinde oturmayı bilmeyen sırf İngiliz olduğu için, yabancı diye reklam dünyasında bu oldu. Bir yabancı görüntü yönetmeni olursa bu büyülü bir dokunuş olur gibi algılamamak lazım, önemli olan işinde usta olan biri olması.

Geçmişte yabancı yönetmenler modası da vardı. Mesela, ramazan filmi çekiyoruz, iftar çekiyoruz, yabancı yönetmen bizim kültürümüzle ilgili bir şey anlatmaya çalışıyor, asistan İngilizceden Türkçeye çeviriyor, oyuncu ne dediğini anlamaya çalışıyor. Sanki yabancı yönetmen kuş konduracak, tabii ki değerli dokunuşlar da olabilir ama sanatçı olarak bakmak lazım.

- “Yapay zeka testlerimizde gördük ki biraz daha yol katetmek lazım””

Seyirci sorusu: Yapay zeka film alanında bizi ne kadar öldürecek, öldürecek mi? Yoksa bir gerçekliğe ihtiyacımız olduğu için biz mi önde olacağız sizce?

Uğur İçbak: Bizzat önümüzdeki haftalarda çekeceğimiz bir sinema filminde yapay zeka kullanımı üzerine geçen haftalarda testler yaptık. Hayatımıza bir şekilde CGI, efektler girdi zaten. Yapay zeka testlerimizde şunu gördük ki, sinema çözünürlüğünde ve sinema mantığında başarılı bir iş almak için biraz daha yol katetmek lazım. Dolayısıyla yapay zeka yerine bazı şeyleri makyajla çözmeye karar verme aşamasındayız.

İstediğimiz şeyler olmuyor. Niye? Prompt yazdık diyor mesela ama arkadaki fonu değiştirmiş yapay zeka. (Tekrar yapınca) Bu sefer de fonu yapmış ama arka taraf flu, sanki arka tarafı blurlamışsınız gibi, oyuncuyu yapıştırmış oraya, arkanın netliği gerçekçi değil. Halbuki normal hayatta netlik nasıl bozulur? Kademe vardır reel çekimde. Yapay zeka onu yapamıyor.

Ama “hocam biz dizilerde yaptık orada güzel” denirse, dizide olur. Dizide küçük ekran, televizyonda insanlar evde yemek pişirirken göz ucuyla bakıyor iPad'de. Televizyonda, ortamda ışık açık evin içinde, orada olur ama koca sinema perdesi 4K çözünürlükten bahsediyoruz.

Yapay zeka tabii ki hayatımıza girecek, tabii ki karşı değiliz ama bizim isteklerimiz ve kabul ettiğimiz kuralları dahilinde ve görüntüyü ve o dünyayı bozarak değil. Tabii tehlikeli de bir durum var: Senaryoyu yapay zekaya yazdıralım. Yapay zekayı aslında bir asistan gibi düşünmek lazım. Dünyada da bu çok büyük dert olmaya başladı; telif konuları. Mesela benim hava çekimleri var, yapay zeka bunu bir yerden bulup onun üzerine bir şey yapıştırıp size "Ben yaptım" diye sunuyor.

(Sürecek)

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve noktahaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.