dask

Usta Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ile Sinema Atölyesi: (3)

Gündem (AA) - Anadolu Ajansı | 22.04.2026 - 11:15, Güncelleme: 22.04.2026 - 11:23 125 kez okundu.
 

Usta Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ile Sinema Atölyesi: (3)

- "Bir filmde iki yönetmen olmaz. Görüntü yönetmeni kendi filmini çekmez, o zaman gidip yönetmen olsun. O yönetmenin hayalini gerçekleştiren bir ressam" - "İyi giden bir evlilik gibi olmalı görüntü yönetmeni-yönetmen ilişkisi" - "Filmin hikayesini ele aldığımızda senaryonun ne anlatmak istediği önemlidir. 'Biz Oscar alacağız, çok güzel ışık yapalım' değil. Hikayeye hizmet edecek şekilde görüntü tasarımı yapmak, bizim mesleğimiz bu" - "Aydınlatma tekniklerinde üç veya dört temel ışık kuralı var, bunu bileceğiz. Kuralları bileceğiz ama bu kuralları esnetip bazen de yıkabilmemiz lazım yoksa yaratıcı bir iş yapamayız"
ANKARA (AA) - BARIŞKAN ÜNAL - Usta Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak, "Bir filmde iki yönetmen olmaz. Görüntü yönetmeni kendi filmini çekmez, o zaman gidip yönetmen olsun. O yönetmenin hayalini gerçekleştiren bir ressam" dedi. İçbak, AA Akademi koordinasyonunda, Anadolu Ajansı (AA) Dış ve Ekonomi Haberleri Yayın Müdürü Barışkan Ünal'ın moderatörlüğünde düzenlenen "Görüntü Yönetmenliği" başlıklı Sinema Atölyesi'ne katıldı. Görüntü yönetmeninin işini "ışıkla resim yapmak" olarak tanımlayan İçbak, görüntü yönetmeninin kendi tercihleri değil, filmin hikayesine ve yönetmenin yaratmak istediği dünyaya hizmet eden ışık ve atmosfer tasarımını yapması gerektiğini kaydetti. Doğru görüntü yönetmeni-yönetmen ilişkisini "iyi giden bir evliliğe" benzeten İçbak, "Bir filmde iki yönetmen olmaz. Görüntü yönetmeni kendi filmini çekmez, o zaman gidip yönetmen olsun. O yönetmenin hayalini gerçekleştiren bir ressam." diye konuştu. İçbak, görüntü yönetmeninin alanında teknik yeterliliğinin bulunması gerektiğine işaret ederek, "Kuralları bileceğiz ama bu kuralları esnetip bazen de yıkabilmemiz lazım yoksa yaratıcı bir iş yapamayız." ifadesini kullandı. Bu noktada mesleğin teknik bir iş olmadığına da dikkati çeken İçbak, "Teknik olsa çok sıkılırdım bu yaştan sonra. Yani 'Şu ışıkları buraya koyalım, buradan yakalım, böyle olur' diye bir formülü yok. Her zaman risk ve heyecan dolu bir iş." dedi. Söyleşinin görüntü yönetmenliğinin inceliklerine dair bölümünün detayları şöyle:   - Görüntü Yönetmenliği: "Işıkla boyamak, resim yapmak aslında, modern bir ressam gibi" Barışkan Ünal: Görüntü yönetmenliğini daha çok "ışık ve atmosfer tasarımı" olarak tarif ediyorsunuz. Biraz açabilir misiniz görüntü yönetmeninin işini? Uğur İçbak: Görüntü yönetmenliğini aslında "cinematographer" diye adlandırıyoruz. Çünkü görüntü yönetmeni ifadesine bazen yönetmenler haklı olarak takılıyor. Metin Erksan hocam, "Ne diyordu böyle görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, her şeyin yönetmeni! Bir tane yönetmen vardır o da yönetmendir", bir yerde haklı. Bizim adımız aslında "cinematographer" ama Türkçeye çok oturmadığı için "sinematografi" diyoruz bazen. Atmosferle ilgili ışık ve kompozisyon tasarımı görüntü yönetmeninin ana işidir. Diğer işler zaten elimizde. Nedir onlar? Yönetmene her anlamda destek olmak, bakış açıları, akslar, pozisyonlar, objektifler, bütün teknik meseleler. Filmin hikayesini ele aldığımızda senaryonun ne anlatmak istediği önemlidir. "Biz Oscar alacağız, çok güzel ışık yapalım" değil. Hikayeye hizmet edecek şekilde görüntü tasarımı yapmak, bizim mesleğimiz bu. Kamerayı çok iyi kullandığımız için değil. Bazen kameraya hiç dokunmadığımız oluyor, kamera operatörleri var. Ben çok seviyorum kamerayı ama ana işimi bırakmadan. Benim ana işim ışıkla boyamak, resim yapmak aslında, modern bir ressam gibi. - "Görüntü yönetmeninin üstüne yapışmış belli bir tarz olmamalı" Barışkan Ünal: Sizin filmografinizde “Eşkıya” drama, “Av Mevsimi” polisiye, “Hokkabaz” komedi, “Anadolu Kartalları” aksiyon filmi. Her film türünün kendine has ışık ve atmosfer tasarımına ihtiyacı var. Siz birçok farklı film türünde bunları çok etkili bir şekilde yapıyorsunuz. Bir görüntü yönetmeninin başarılı şekilde farklı hikayelerde doğru ışık, atmosfer tasarımını kurabilmesi için hangi teknik yeterliliklere ve yaratıcı ve estetik bakış açısına sahip olması gerekli? Uğur İçbak: Işık tasarımı bir varsayım. Bizim rahmetli hocam İlhan Arakon çok önemli bir görüntü yönetmeniydi, “varsayımdır” derdi. Mesela ay ışığında, gece ormanda yürüyen bir kişiyi çekebilmek için bir ışık varsaymanız lazım, bu suni bir ay ışığı olabilir, başka bir şey olabilir. Işık sadece olanı çekmek, belgelemek değil. Çünkü ortam ışığı zaten günümüzdeki dijital kameralara ve film emülsiyonlarına yetiyor. Ama bir dokunuş, bir imza gerekiyor. Dolayısıyla doğayı çok analiz ederim; doğal durabilecek ve tabii ki kontrast. Yani siyah olmazsa beyaz olmaz. Hep bir denge lazım, beyazı göstermezsek siyahı algılayamayız. Kadraj içindeki renklerin kullanımı, yani sıcak tonlar, arkada bir soğuk bir ton. Film belirliyor aslında dilini. Aslında görüntü yönetmeninin üstüne yapışmış belli bir tarz olmamalı; yani “Uğur İçbak koyu filmlerin görüntü yönetmeni” şeklinde olmaz. Günün birinde bir uzay filmi çekmemiz gerekse onun ışığı başka. Çünkü uzayda dolgu ışığı yok mesela, sadece ana ışık var, sert gölgeler var. Görüntü yönetmeninin bunları gözlemlemesi gerekiyor. Uzaya gitmesi gerekmiyor gözlemlemek için, düşünmesi, mantığını yürütmesi, analiz etmesi gerekiyor. O yüzden filmlerimde ben bu yoldan gitmeye çalıştım. Farklı bir imzam olabildiyse ne mutlu. Komedi filmleri için de şöyle bir algı var, o da beni çok üzüyor: Komedi filmi aydınlık, renkli, cafcaflı, görünür olur. Hikayedeki geçen sahne başka bir şeyi gerektiriyor olabilir. (Öteki türlü) bütün filmler sıradan olmaya başlar. Her şey "sitcom" gibi; aydınlık, parlak, renkli, cafcaflı. Benim kariyerimde komedi filmleri de var. Organize İşler, Vizontele Tuuba, Neşeli Hayat. Ama sahnelerin ihtiyacına göre bir ışık tasarımı düşündüm ben. Yönetmen tabii ki ana orkestra şefimiz. Benim bu anlattıklarımdan "Yönetmende bir şey yok, görüntü yönetmeni her şeyi yapıyormuş" gibi bir algı çıkmasın. Bizim üstümüze düşen görev, taraf var ama ana tasarım yönetmenle, biz de yönetmenle çok uzun süre çalışıyoruz. - Teknik kurallar: "Bileceğiz ama bazen de yıkabilmemiz lazım, yoksa yaratıcı iş yapamayız" Barışkan Ünal: O zaman bir görüntü yönetmeninin bakışında sadece teknik kurallara ve bilgilere sınırlı kalmamak ve yaratıcı bakış gerekli. Uğur İçbak: Kesinlikle. Ben Mimar Sinan’da öğretim görevlisi olarak devam ediyorum. Geçen dersimde onu da söyledim: Aydınlatma tekniklerinde üç veya dört temel ışık kuralı var, bunu bileceğiz. Tüm filmleri analiz edin, göreceksiniz ama bu kuralları yıkabilirsiniz, bunu da hiçbir hoca söylemez diyoruz. Kuralları bileceğiz ama bu kuralları esnetip bazen de yıkabilmemiz lazım yoksa yaratıcı bir iş yapamayız. Barışkan Ünal: O zaman gözlem yeteneği de çok güçlü olmalı? Uğur İçbak: Evet, onu hafızasına atması lazım ve tabii bol bol film izlememiz gerekiyor. Diyelim metroda, vapurda, trende gidiyoruz, yönetmen karakterlere bakar. Karşısında oturan kişinin karakterini analiz eder. Bu kadın dertli, bir şey düşünüyor, bir filmde onu kullanır. Ya da anılar, anlatılanlar. Görüntü yönetmeni neye bakar? O trende geçerken arkadan gelen ışıkların değişimine, uçakta uçuyorken yolcu, hostesin üzerinde dönen ışıklara. Başıma da geldi çok. Uçak çekimleri yapacağız ama uçuyormuş gibi göstermemiz lazım. Bize bir hangar veriyorlar, kocaman uçak. Ama duruyor yerinde, hareketsiz. Ben onu hareketli gibi nasıl gösterebilirim? Tek yapabileceğim şey, analiz ettiğim, uçuşlarımdan hatırladığım şeyler: Uçağın içinde hostes yürürken güneş ışığı, uçağın hareketlerine göre güneş hareket ediyor ya, burada uçağı hareket ettiremediğime göre demek ki ışıklarımı hareket ettirmeliyim vince koyarak. Bu bir gerçeklik katıyor. Daha sonra güneş dışında ışık girmiyor mu bu uçağa? Giriyor, nereden giriyor? Gökyüzü ışığı. Nedir? Güneş yok orada ama biraz soğuk, hafif gökyüzünden yansıyan soğuk tonlarda bir yumuşak ışık kaynağı. O zaman uçağın öbür taraftaki pencerelerine beyaz beyaz panolardan ışığı dolaylı yansıtarak veriyorum. Bu noktada çok keyifli bir resim yapma, resimle ışıkla boyama işine dönüşüyor iş ve her sette ben çok keyif alıyorum. Bu teknik bir iş değil sadece. Tekniği bilmemiz gereken ama kreatif bir iş olduğu için hiç sıkılmıyoruz. - "Atmosfer yaratma sanatı biraz" Barışkan Ünal: Sizin Anadolu Ajansının 100. yılı için çektiğiniz film bence bu yaratıcılığa güzel bir örnek. Filmdeki savaş, karlı dağlar gibi mekan tasarımını nasıl oluşturdunuz? Uğur İçbak: Filmde Alplere gittik karda çalıştık, oradan savaş bölgesine ulaştık gibi görünüyor. Hiç öyle değil. Tabii en başta yönetmenin bir tasarımı var. Yönetmenle birlikte bir çalışma oluyor. Yönetmen kısmını asla es geçmiyorum çünkü görüntü kısmıyla ilgili anlattığım bazen yanlış anlaşılmaya yol açıyor. Bütçe sonsuz değil, o nedenle beceri şurada: Böyle bir atmosferi nasıl yapabiliriz? Kazlıçeşme'de eski, metruk yerler bulduk. Filmdeki savaş sahnelerindeki patlamalar gerçek, patlama yapan set ekipleri var. Cam kırıkları gerçek ama mekan Kazlıçeşme. Havaalanı diye görünen yer bir AVM'nin içindeki bir bölümün camları yüksek, havaalanına çok benziyor. (Kar görüntüsü için de) AVM’nin içinde suni kar ve kayak ortamı var, yaz gününde bile kullanılabiliyor. Arada cam var, insanlar dışarda dondurma yiyerek bizi izliyor. CGI'da da arkaya dağ görüntüsü koyduk. Çok minimal bir şekilde çözdük meseleyi. 'Nasıl beceririz' meselesi var burada. Filmde mesela bir cip geçerken tam tekerleğin orada bomba patlıyor. O sahnede araba sürücüsü korktu, yönetmen dedi ki 'Çekmemiz lazım, ben geçiyorum ciple'. Cipi o kullandı. Sinema işte biraz aldatma sanatı. Maç sahnesinde AVM'nin üst katında otoparka bir tane kulübe koyduk, yağmur yaptık hemen. Atmosfer yaratma sanatı biraz. O yüzden ben şu anda bile çok zevk alarak ve heyecanla anlatıyorum. Çünkü sinema olmayanı öyleymiş gibi gösterme, biraz sirk gibi. Biraz bir dünya yaratıyoruz, o tarafı çok beni çekiyor. Çok keyifli geliyor. Bambaşka bir dünya yaratıyorsunuz ve seyirci onu bilmiyor, bilmesin zaten. Bilirse başaramadık demektir. Güzel tarafı bu. Görüntü yönetmeni için reklam filmi de olabilir, sinema, dizi olur, önemli olan orada yarattığımız, ışıkla yarattığımız atmosfer. Dolayısıyla da çok keyifli bir iş olduğunu düşünüyorum ben mesleğimin ve teknik bir iş değil, teknik olsa çok sıkılırdım bu yaştan sonra. Yani 'Şu ışıkları buraya koyalım, buradan yakalım, böyle olur' diye bir formülü yok. Her zaman risk ve heyecan dolu bir iş. - "İyi giden bir evlilik gibi olmalı görüntü yönetmeni-yönetmen ilişkisi" Seyirci sorusu: Senaristin bir hayal dünyası var. O hayal dünyasını yönetmen alıyor ve onun da bir hayal dünyası ekleniyor. Sonra o size geliyor. Bu noktada çatıştığınız oluyor mu? Uğur İçbak: Çatışma olmamalı. İyi giden bir evlilik gibi olmalı görüntü yönetmeni-yönetmen ilişkisi. Senarist bir şey yazıyor ama aslında yönetmendir ana eserin sahibi. O bir dünya yaratıyor. Biz "Şu kamerayla çekelim, bununla" gibi hiç konuşmuyoruz, hiç doğru bir şey değil. Yani cep telefonuyla da çekersiniz. Kamera kalem, dolma kalem, kurşun kalem. Ama önce atmosferle ilgili yönetmenin bir hayali var, ton, renk dünyası var. Bir de çok tehlikeli bir durum var, hepimiz farklı renkler görüyor olabiliriz. Yönetmenlerin bazıları renk körü. Yıllar sonra öğrendim ben bunu, ismini vermeyeyim, bu bir rahatsızlık ama o renk körü bir yönetmenle siz nasıl renk konuşacaksınız? O zaman nasıl çalışıyoruz? Bir film önerebilir yönetmen, o filmi birlikte izleyebiliriz. Sadece film değil, moda dergisinden kesilmiş fotoğraf olabilir renk, ton dünyası, atmosfer, mekanla ilgili. Mesela yanlış kadrajlar yapabilirsiniz, sarkık kadrajlar, bir maksadı varsa tamam ama "Yok ben ortada istiyorum oyuncuyu" diye olmaz. Burada diyebilir ki yönetmen, "Kadrajı arkada boş bırakacağız çünkü bir tehlike, seyirciyi huzursuz etmemiz lazım, birazdan bu kıza birisi bıçak saplayacak". İşte bu benim aradığım cevap bu olur. Ben o zaman şunu da önerebilirim yönetmene: "Hem arkada boşluk bırakalım hem de biraz çarpık kadraj yapalım. Seyircinin alıştığından rahatsız bir durum olsun ama adını da koyamasın, huzursuz edelim biraz". Bunlar işin çok keyifli ön hazırlık çalışmaları. Bir örnek vereyim, "Av Mevsimi". Yavuz (Turgul) Bey'le, "Eşkıya"dan sonra çalıştım. Açılış sahnesinde o ormanın korkutucu, siyahların olduğu planı, bir cesedin eline gidiyor kamera, tek plan. O tonlar rastlantıyla olmadı ya da ben kendi kafama göre bir film çekemem, böyle bir şey olmaz. Bir filmde iki yönetmen olmaz. Görüntü yönetmeni kendi filmini çekmez. O zaman gidip yönetmen olsun. O yönetmenin hayalini gerçekleştiren bir ressam. O yüzden çok şükür benim işlerimde çatışma olmadı. Benim yönetmeni dinlemem lazım ama yönetmenlerim de hiçbir zaman katı olmadı. - "Yönetmenin, görüntü yönetmeniyle hemfikir olması lazım önceden" Barışkan Ünal: Tam da bu noktada siz daha çok kendi dünyasını tamamen belirlemiş yönetmenlerle mi yoksa görselleştirmeyi biraz birlikte yapmak isteyen yönetmenlerle mi daha çok çalışmayı tercih ediyorsunuz? Uğur İçbak: Her ikisi de olabiliyor. Çoğu zaman ikincisi oluyor. Bu yönetmenin eksikliği anlamına gelmiyor. Yönetmenin ana işi ne? Bir hikaye var ve o hikayeyi canlandıracak etten kemikten oyuncular var. O oyuncuları o karaktere büründürmesi, onlarla okuma provaları yapması, onları sette nasıl yöneteceği, ana iş bu. Tabii ki o ana orkestra şefi olarak filmin görsel, müzik, montaj, her türlü unsurun da ana son yaratıcısı olarak yönetmen. Ama sette daha kendi alanıyla ilgili yoğun olduğu için görüntü yönetmeniyle hemfikir olması lazım önceden. Aslında benim için ideali şu: Yönetmenin aslında duygusunu anlatması yeterli. Herkes anne karnından yönetmen olarak doğmuyor ki. Herkesin bir ilk filmi var. O nedenle bana şöyle tarif etmek zorunda değil: "Önce 35 milimetre ile bunu çekelim sonra 50 milimetre", diyebilir de hiç alınmayız. "Kim objektife karar veriyor?" diye çok soruluyor ama ne önemi var. "Şöyle bir yakın çekim istiyorum, sonra gözlerini de görebileceğim algılayacağım bir plan, sonra genişte yürüyecekler" demesi benim için yeterli ışık tasarımı ve objektif seçimleri için. Ama bazı yönetmenler, Yavuz Turgul gibi, çok ön hazırlığa önem verip dersine çok iyi çalışıp, bütün her şeyin provalarını yaparak çalışıyor. O da bir tarz. Ama bu bize bir şey bırakmıyor değil, bizim işimizi kolaylaştırıyor. Mesela "Av Mevsimi"nde Cem Yılmaz'ın "Hayde" şarkısı var. Bir kahve bulduk Kemerburgaz'da. Oranın boyutlarını ölçtü sanat ekibi, birkaç hafta sonra Yavuz Bey'lerin ajansında boş kolilerden o mekan yaratıldı. Kapısı, bar masaları. Figürasyon geldi, o sahnenin provasını yaptık, üç kamerayla çekelim dedik. Bütün kameraların yönetmen vizörüyle objektifle açılarını belirledik. O kadar güzel ön hazırlık yapıp çalıştık ki artık sette biz, o çekim sadece 1,5 saat sürdü. Benim için bu çok güzel. Av Mevsimi'nde yine Yavuz Bey, benim "handycam"le bütün okuma provalarında bulunmamı istedi. Bu görüntü yönetmeni için çok alışılmış bir şey değil, zorlayıcı da ama "Ne güzel" dedim! Bütün filmi çektik "handycam"le ve ben o zaman işte bir sıfır önde başlıyorum filme. O sahneleri biz çalışmışız daha önce Cem Yılmaz'la. Yani özetle ikisi de olur, ikisi de çok değerli, çok güzel. - İçbak'tan film çekimlerine dair diğer tüyolar Seyirci sorusu: Sizi en çok zorlayan ışık koşulları nelerdir ve bu durumlarda nasıl çözümler üretiyorsunuz? Uğur İçbak: İyi planlamak lazım. Bir kere hava raporu almamız lazım. Güneşli bir gün istiyorsak senaryo gereği, güneşli günleri kollamamız gerekiyor. Ama güneş varken de şöyle bir risk almaz görüntü yönetmeni: Önce genel çekimleri yapmak ister. Çünkü güneşle mücadele edemem ben, güneşin üstüne bir güneş yapma şansım yok ya da büyük bir alanı güneş gibi yapma çok pahalıya mal olabilir ve mümkün de değil. Şöyle bir sahne düşünün: Genel bir çekimle başlıyor, Ankara'nın ünlü bir yerinde güneşli bir sahne çekiyoruz. Sahnenin arasında yakın planlar var. Sonra sahnenin sonunda güneşli bir bitiriş planı. Çekim sırasıyla çekmeye çalışırsak: Güneşli genel çektik, sonra yakınları da güneşte çektik, yemek arası verdik, bulut geldi. Asıl genel güneşli bitiş planını çekemiyorum. O zaman ne yapıyoruz? İki tane genel planı önce çekiyoruz. Yakınlarda başımıza bir hal gelirse, güneş giderse ben orayı ark ışıklarımla aydınlatıp güneşmiş gibi yapabilirim. Çünkü sinemada devamlılık çok önemli. Özrü yok, bacağından asılacak adam görüntü yönetmeni orada. Önceden dersimize çalışmamız, bütün her şeyi öngörmemiz lazım. Barışkan Ünal: Yani çekim yaparken daha çok stratejik hareket etmek gerekiyor? Uğur İçbak: Tabii, filmin kaderi için de bu. Aslında filmde 30 saniye yer alacak bir sahneyi biz bir gün boyunca çekiyoruz belki. Ama o bir günde doğayı değiştiremem ki ben. Ben ona uyum sağlamak zorundayım, işin sırrı burada biraz. Seyirci sorusu: Görüntü Yönetmeni post-prodüksiyon sürecinde rol almalı mı? "Videographer"lık görüntü yönetmenliğine erişmede avantaj sağlar mı ve Türkiye’de bu konudaki birinin portföyünde ne görmek istersiniz? Uğur İçbak: Post-prodüksiyon sürecinde renk ve ton dengeleme aşamasında bulunmak benim için olmazsa olmazdır. Ama montaj aşaması yönetmenin alanı. Videographer da görüntü sanatıyla haşır neşir olduğu için yavaş yavaş ben nasıl kendimi kısa filmlerde geliştirdiysem, onlar da kendilerini çekimleriyle geliştirebilir. Portföyde ise yönetmen de görüntü yönetmeni de cep telefonuyla bile çekilse kadraja sığdırdığınız tercihlere bakar. Alışılmışın dışında da kadraj olabilir ama önemli olan nasıl inşa ettiği. Seyirci sorusu: Kamera seçimlerini nasıl yapıyorsunuz? Uğur İçbak: Kamera bir araç. Kamera çekmez, arkasındaki göz, görüntü yönetmeni önemli olan. Teknik seçimlerde de dünyayla benzer seçimlere sahibiz. Bazen "4K" meselesi, çözünürlük çok konuşuluyor ama önemli olan "dinamik aralık": Siyahlarla beyazlar arasındaki aynı kadrajda detay görme yeteneği. O benim için K’dan çok kamera seçmemde ana unsur. Seyirci sorusu: Projeye uygun lokasyonu bulmak sizin için zorlayıcı bir süreç mi? Uğur İçbak: Uygun lokasyonu bulmak zor ama bu işin ayrı kişileri var. Mesela Mardin'de bir şeyler çekeceğiz. İsteğimize uygun şeyler senaryoya göre analiz ediliyor, ayrıntıları çıkarılıyor. Bir yapım ekibi gidiyor, o mekanları buluyor, fotoğraflarını çekiyor, güneş yönünü çekiyor 360 derece. Sonra biz ön keşif ekibi olarak görüntü yönetmeni, yönetmen, benim çalıştığım teknik ekip şefi arkadaşlarım, prodüksiyon, reji beraber gezi yapıyoruz, seçiyoruz ve artık soru işareti kalmıyor çekimde. Çünkü çekimde kafamızı kaşıyarak "öyle mi çeksek, böyle mi çeksek" olmaz. Hollywood sinemasında da yok böyle bir lüks. Ama şu da korkutmasın. Yani bu kadar da katı, bu kadar yönetmen kıskaç altında değil. Aslında projenin iyi olması için yönetmen ve görüntü yönetmeni, o anda gittiğimiz mekanda küçük değişiklikler yapma özgürlüğüne sahip. Ama çok büyük değişiklik yeni hazırlıklara sebep oluyor, bu da ekstra zaman ve para demek. (Bitti)
- "Bir filmde iki yönetmen olmaz. Görüntü yönetmeni kendi filmini çekmez, o zaman gidip yönetmen olsun. O yönetmenin hayalini gerçekleştiren bir ressam" - "İyi giden bir evlilik gibi olmalı görüntü yönetmeni-yönetmen ilişkisi" - "Filmin hikayesini ele aldığımızda senaryonun ne anlatmak istediği önemlidir. 'Biz Oscar alacağız, çok güzel ışık yapalım' değil. Hikayeye hizmet edecek şekilde görüntü tasarımı yapmak, bizim mesleğimiz bu" - "Aydınlatma tekniklerinde üç veya dört temel ışık kuralı var, bunu bileceğiz. Kuralları bileceğiz ama bu kuralları esnetip bazen de yıkabilmemiz lazım yoksa yaratıcı bir iş yapamayız"

ANKARA (AA) - BARIŞKAN ÜNAL - Usta Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak, "Bir filmde iki yönetmen olmaz. Görüntü yönetmeni kendi filmini çekmez, o zaman gidip yönetmen olsun. O yönetmenin hayalini gerçekleştiren bir ressam" dedi.

İçbak, AA Akademi koordinasyonunda, Anadolu Ajansı (AA) Dış ve Ekonomi Haberleri Yayın Müdürü Barışkan Ünal'ın moderatörlüğünde düzenlenen "Görüntü Yönetmenliği" başlıklı Sinema Atölyesi'ne katıldı.

Görüntü yönetmeninin işini "ışıkla resim yapmak" olarak tanımlayan İçbak, görüntü yönetmeninin kendi tercihleri değil, filmin hikayesine ve yönetmenin yaratmak istediği dünyaya hizmet eden ışık ve atmosfer tasarımını yapması gerektiğini kaydetti.

Doğru görüntü yönetmeni-yönetmen ilişkisini "iyi giden bir evliliğe" benzeten İçbak, "Bir filmde iki yönetmen olmaz. Görüntü yönetmeni kendi filmini çekmez, o zaman gidip yönetmen olsun. O yönetmenin hayalini gerçekleştiren bir ressam." diye konuştu.

İçbak, görüntü yönetmeninin alanında teknik yeterliliğinin bulunması gerektiğine işaret ederek, "Kuralları bileceğiz ama bu kuralları esnetip bazen de yıkabilmemiz lazım yoksa yaratıcı bir iş yapamayız." ifadesini kullandı.

Bu noktada mesleğin teknik bir iş olmadığına da dikkati çeken İçbak, "Teknik olsa çok sıkılırdım bu yaştan sonra. Yani 'Şu ışıkları buraya koyalım, buradan yakalım, böyle olur' diye bir formülü yok. Her zaman risk ve heyecan dolu bir iş." dedi.

Söyleşinin görüntü yönetmenliğinin inceliklerine dair bölümünün detayları şöyle:

 

- Görüntü Yönetmenliği: "Işıkla boyamak, resim yapmak aslında, modern bir ressam gibi"

Barışkan Ünal: Görüntü yönetmenliğini daha çok "ışık ve atmosfer tasarımı" olarak tarif ediyorsunuz. Biraz açabilir misiniz görüntü yönetmeninin işini?

Uğur İçbak: Görüntü yönetmenliğini aslında "cinematographer" diye adlandırıyoruz. Çünkü görüntü yönetmeni ifadesine bazen yönetmenler haklı olarak takılıyor. Metin Erksan hocam, "Ne diyordu böyle görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, her şeyin yönetmeni! Bir tane yönetmen vardır o da yönetmendir", bir yerde haklı. Bizim adımız aslında "cinematographer" ama Türkçeye çok oturmadığı için "sinematografi" diyoruz bazen.

Atmosferle ilgili ışık ve kompozisyon tasarımı görüntü yönetmeninin ana işidir. Diğer işler zaten elimizde. Nedir onlar? Yönetmene her anlamda destek olmak, bakış açıları, akslar, pozisyonlar, objektifler, bütün teknik meseleler.

Filmin hikayesini ele aldığımızda senaryonun ne anlatmak istediği önemlidir. "Biz Oscar alacağız, çok güzel ışık yapalım" değil. Hikayeye hizmet edecek şekilde görüntü tasarımı yapmak, bizim mesleğimiz bu. Kamerayı çok iyi kullandığımız için değil. Bazen kameraya hiç dokunmadığımız oluyor, kamera operatörleri var. Ben çok seviyorum kamerayı ama ana işimi bırakmadan. Benim ana işim ışıkla boyamak, resim yapmak aslında, modern bir ressam gibi.

- "Görüntü yönetmeninin üstüne yapışmış belli bir tarz olmamalı"

Barışkan Ünal: Sizin filmografinizde “Eşkıya” drama, “Av Mevsimi” polisiye, “Hokkabaz” komedi, “Anadolu Kartalları” aksiyon filmi. Her film türünün kendine has ışık ve atmosfer tasarımına ihtiyacı var. Siz birçok farklı film türünde bunları çok etkili bir şekilde yapıyorsunuz. Bir görüntü yönetmeninin başarılı şekilde farklı hikayelerde doğru ışık, atmosfer tasarımını kurabilmesi için hangi teknik yeterliliklere ve yaratıcı ve estetik bakış açısına sahip olması gerekli?

Uğur İçbak: Işık tasarımı bir varsayım. Bizim rahmetli hocam İlhan Arakon çok önemli bir görüntü yönetmeniydi, “varsayımdır” derdi. Mesela ay ışığında, gece ormanda yürüyen bir kişiyi çekebilmek için bir ışık varsaymanız lazım, bu suni bir ay ışığı olabilir, başka bir şey olabilir. Işık sadece olanı çekmek, belgelemek değil. Çünkü ortam ışığı zaten günümüzdeki dijital kameralara ve film emülsiyonlarına yetiyor. Ama bir dokunuş, bir imza gerekiyor.

Dolayısıyla doğayı çok analiz ederim; doğal durabilecek ve tabii ki kontrast. Yani siyah olmazsa beyaz olmaz. Hep bir denge lazım, beyazı göstermezsek siyahı algılayamayız. Kadraj içindeki renklerin kullanımı, yani sıcak tonlar, arkada bir soğuk bir ton. Film belirliyor aslında dilini. Aslında görüntü yönetmeninin üstüne yapışmış belli bir tarz olmamalı; yani “Uğur İçbak koyu filmlerin görüntü yönetmeni” şeklinde olmaz. Günün birinde bir uzay filmi çekmemiz gerekse onun ışığı başka. Çünkü uzayda dolgu ışığı yok mesela, sadece ana ışık var, sert gölgeler var. Görüntü yönetmeninin bunları gözlemlemesi gerekiyor. Uzaya gitmesi gerekmiyor gözlemlemek için, düşünmesi, mantığını yürütmesi, analiz etmesi gerekiyor. O yüzden filmlerimde ben bu yoldan gitmeye çalıştım. Farklı bir imzam olabildiyse ne mutlu.

Komedi filmleri için de şöyle bir algı var, o da beni çok üzüyor: Komedi filmi aydınlık, renkli, cafcaflı, görünür olur. Hikayedeki geçen sahne başka bir şeyi gerektiriyor olabilir. (Öteki türlü) bütün filmler sıradan olmaya başlar. Her şey "sitcom" gibi; aydınlık, parlak, renkli, cafcaflı. Benim kariyerimde komedi filmleri de var. Organize İşler, Vizontele Tuuba, Neşeli Hayat. Ama sahnelerin ihtiyacına göre bir ışık tasarımı düşündüm ben.

Yönetmen tabii ki ana orkestra şefimiz. Benim bu anlattıklarımdan "Yönetmende bir şey yok, görüntü yönetmeni her şeyi yapıyormuş" gibi bir algı çıkmasın. Bizim üstümüze düşen görev, taraf var ama ana tasarım yönetmenle, biz de yönetmenle çok uzun süre çalışıyoruz.

- Teknik kurallar: "Bileceğiz ama bazen de yıkabilmemiz lazım, yoksa yaratıcı iş yapamayız"

Barışkan Ünal: O zaman bir görüntü yönetmeninin bakışında sadece teknik kurallara ve bilgilere sınırlı kalmamak ve yaratıcı bakış gerekli.

Uğur İçbak: Kesinlikle. Ben Mimar Sinan’da öğretim görevlisi olarak devam ediyorum. Geçen dersimde onu da söyledim: Aydınlatma tekniklerinde üç veya dört temel ışık kuralı var, bunu bileceğiz. Tüm filmleri analiz edin, göreceksiniz ama bu kuralları yıkabilirsiniz, bunu da hiçbir hoca söylemez diyoruz. Kuralları bileceğiz ama bu kuralları esnetip bazen de yıkabilmemiz lazım yoksa yaratıcı bir iş yapamayız.

Barışkan Ünal: O zaman gözlem yeteneği de çok güçlü olmalı?

Uğur İçbak: Evet, onu hafızasına atması lazım ve tabii bol bol film izlememiz gerekiyor. Diyelim metroda, vapurda, trende gidiyoruz, yönetmen karakterlere bakar. Karşısında oturan kişinin karakterini analiz eder. Bu kadın dertli, bir şey düşünüyor, bir filmde onu kullanır. Ya da anılar, anlatılanlar. Görüntü yönetmeni neye bakar? O trende geçerken arkadan gelen ışıkların değişimine, uçakta uçuyorken yolcu, hostesin üzerinde dönen ışıklara.

Başıma da geldi çok. Uçak çekimleri yapacağız ama uçuyormuş gibi göstermemiz lazım. Bize bir hangar veriyorlar, kocaman uçak. Ama duruyor yerinde, hareketsiz. Ben onu hareketli gibi nasıl gösterebilirim? Tek yapabileceğim şey, analiz ettiğim, uçuşlarımdan hatırladığım şeyler: Uçağın içinde hostes yürürken güneş ışığı, uçağın hareketlerine göre güneş hareket ediyor ya, burada uçağı hareket ettiremediğime göre demek ki ışıklarımı hareket ettirmeliyim vince koyarak. Bu bir gerçeklik katıyor. Daha sonra güneş dışında ışık girmiyor mu bu uçağa? Giriyor, nereden giriyor? Gökyüzü ışığı. Nedir? Güneş yok orada ama biraz soğuk, hafif gökyüzünden yansıyan soğuk tonlarda bir yumuşak ışık kaynağı. O zaman uçağın öbür taraftaki pencerelerine beyaz beyaz panolardan ışığı dolaylı yansıtarak veriyorum. Bu noktada çok keyifli bir resim yapma, resimle ışıkla boyama işine dönüşüyor iş ve her sette ben çok keyif alıyorum. Bu teknik bir iş değil sadece. Tekniği bilmemiz gereken ama kreatif bir iş olduğu için hiç sıkılmıyoruz.

- "Atmosfer yaratma sanatı biraz"

Barışkan Ünal: Sizin Anadolu Ajansının 100. yılı için çektiğiniz film bence bu yaratıcılığa güzel bir örnek. Filmdeki savaş, karlı dağlar gibi mekan tasarımını nasıl oluşturdunuz?

Uğur İçbak: Filmde Alplere gittik karda çalıştık, oradan savaş bölgesine ulaştık gibi görünüyor. Hiç öyle değil. Tabii en başta yönetmenin bir tasarımı var. Yönetmenle birlikte bir çalışma oluyor. Yönetmen kısmını asla es geçmiyorum çünkü görüntü kısmıyla ilgili anlattığım bazen yanlış anlaşılmaya yol açıyor. Bütçe sonsuz değil, o nedenle beceri şurada: Böyle bir atmosferi nasıl yapabiliriz?

Kazlıçeşme'de eski, metruk yerler bulduk. Filmdeki savaş sahnelerindeki patlamalar gerçek, patlama yapan set ekipleri var. Cam kırıkları gerçek ama mekan Kazlıçeşme. Havaalanı diye görünen yer bir AVM'nin içindeki bir bölümün camları yüksek, havaalanına çok benziyor. (Kar görüntüsü için de) AVM’nin içinde suni kar ve kayak ortamı var, yaz gününde bile kullanılabiliyor. Arada cam var, insanlar dışarda dondurma yiyerek bizi izliyor. CGI'da da arkaya dağ görüntüsü koyduk. Çok minimal bir şekilde çözdük meseleyi. 'Nasıl beceririz' meselesi var burada. Filmde mesela bir cip geçerken tam tekerleğin orada bomba patlıyor. O sahnede araba sürücüsü korktu, yönetmen dedi ki 'Çekmemiz lazım, ben geçiyorum ciple'. Cipi o kullandı. Sinema işte biraz aldatma sanatı. Maç sahnesinde AVM'nin üst katında otoparka bir tane kulübe koyduk, yağmur yaptık hemen. Atmosfer yaratma sanatı biraz.

O yüzden ben şu anda bile çok zevk alarak ve heyecanla anlatıyorum. Çünkü sinema olmayanı öyleymiş gibi gösterme, biraz sirk gibi. Biraz bir dünya yaratıyoruz, o tarafı çok beni çekiyor. Çok keyifli geliyor. Bambaşka bir dünya yaratıyorsunuz ve seyirci onu bilmiyor, bilmesin zaten. Bilirse başaramadık demektir. Güzel tarafı bu. Görüntü yönetmeni için reklam filmi de olabilir, sinema, dizi olur, önemli olan orada yarattığımız, ışıkla yarattığımız atmosfer. Dolayısıyla da çok keyifli bir iş olduğunu düşünüyorum ben mesleğimin ve teknik bir iş değil, teknik olsa çok sıkılırdım bu yaştan sonra. Yani 'Şu ışıkları buraya koyalım, buradan yakalım, böyle olur' diye bir formülü yok. Her zaman risk ve heyecan dolu bir iş.

- "İyi giden bir evlilik gibi olmalı görüntü yönetmeni-yönetmen ilişkisi"

Seyirci sorusu: Senaristin bir hayal dünyası var. O hayal dünyasını yönetmen alıyor ve onun da bir hayal dünyası ekleniyor. Sonra o size geliyor. Bu noktada çatıştığınız oluyor mu?

Uğur İçbak: Çatışma olmamalı. İyi giden bir evlilik gibi olmalı görüntü yönetmeni-yönetmen ilişkisi. Senarist bir şey yazıyor ama aslında yönetmendir ana eserin sahibi. O bir dünya yaratıyor. Biz "Şu kamerayla çekelim, bununla" gibi hiç konuşmuyoruz, hiç doğru bir şey değil. Yani cep telefonuyla da çekersiniz. Kamera kalem, dolma kalem, kurşun kalem. Ama önce atmosferle ilgili yönetmenin bir hayali var, ton, renk dünyası var. Bir de çok tehlikeli bir durum var, hepimiz farklı renkler görüyor olabiliriz. Yönetmenlerin bazıları renk körü. Yıllar sonra öğrendim ben bunu, ismini vermeyeyim, bu bir rahatsızlık ama o renk körü bir yönetmenle siz nasıl renk konuşacaksınız? O zaman nasıl çalışıyoruz? Bir film önerebilir yönetmen, o filmi birlikte izleyebiliriz. Sadece film değil, moda dergisinden kesilmiş fotoğraf olabilir renk, ton dünyası, atmosfer, mekanla ilgili.

Mesela yanlış kadrajlar yapabilirsiniz, sarkık kadrajlar, bir maksadı varsa tamam ama "Yok ben ortada istiyorum oyuncuyu" diye olmaz. Burada diyebilir ki yönetmen, "Kadrajı arkada boş bırakacağız çünkü bir tehlike, seyirciyi huzursuz etmemiz lazım, birazdan bu kıza birisi bıçak saplayacak". İşte bu benim aradığım cevap bu olur. Ben o zaman şunu da önerebilirim yönetmene: "Hem arkada boşluk bırakalım hem de biraz çarpık kadraj yapalım. Seyircinin alıştığından rahatsız bir durum olsun ama adını da koyamasın, huzursuz edelim biraz". Bunlar işin çok keyifli ön hazırlık çalışmaları.

Bir örnek vereyim, "Av Mevsimi". Yavuz (Turgul) Bey'le, "Eşkıya"dan sonra çalıştım. Açılış sahnesinde o ormanın korkutucu, siyahların olduğu planı, bir cesedin eline gidiyor kamera, tek plan. O tonlar rastlantıyla olmadı ya da ben kendi kafama göre bir film çekemem, böyle bir şey olmaz. Bir filmde iki yönetmen olmaz. Görüntü yönetmeni kendi filmini çekmez. O zaman gidip yönetmen olsun. O yönetmenin hayalini gerçekleştiren bir ressam. O yüzden çok şükür benim işlerimde çatışma olmadı. Benim yönetmeni dinlemem lazım ama yönetmenlerim de hiçbir zaman katı olmadı.

- "Yönetmenin, görüntü yönetmeniyle hemfikir olması lazım önceden"

Barışkan Ünal: Tam da bu noktada siz daha çok kendi dünyasını tamamen belirlemiş yönetmenlerle mi yoksa görselleştirmeyi biraz birlikte yapmak isteyen yönetmenlerle mi daha çok çalışmayı tercih ediyorsunuz?

Uğur İçbak: Her ikisi de olabiliyor. Çoğu zaman ikincisi oluyor. Bu yönetmenin eksikliği anlamına gelmiyor. Yönetmenin ana işi ne? Bir hikaye var ve o hikayeyi canlandıracak etten kemikten oyuncular var. O oyuncuları o karaktere büründürmesi, onlarla okuma provaları yapması, onları sette nasıl yöneteceği, ana iş bu. Tabii ki o ana orkestra şefi olarak filmin görsel, müzik, montaj, her türlü unsurun da ana son yaratıcısı olarak yönetmen. Ama sette daha kendi alanıyla ilgili yoğun olduğu için görüntü yönetmeniyle hemfikir olması lazım önceden.

Aslında benim için ideali şu: Yönetmenin aslında duygusunu anlatması yeterli. Herkes anne karnından yönetmen olarak doğmuyor ki. Herkesin bir ilk filmi var. O nedenle bana şöyle tarif etmek zorunda değil: "Önce 35 milimetre ile bunu çekelim sonra 50 milimetre", diyebilir de hiç alınmayız. "Kim objektife karar veriyor?" diye çok soruluyor ama ne önemi var. "Şöyle bir yakın çekim istiyorum, sonra gözlerini de görebileceğim algılayacağım bir plan, sonra genişte yürüyecekler" demesi benim için yeterli ışık tasarımı ve objektif seçimleri için.

Ama bazı yönetmenler, Yavuz Turgul gibi, çok ön hazırlığa önem verip dersine çok iyi çalışıp, bütün her şeyin provalarını yaparak çalışıyor. O da bir tarz. Ama bu bize bir şey bırakmıyor değil, bizim işimizi kolaylaştırıyor. Mesela "Av Mevsimi"nde Cem Yılmaz'ın "Hayde" şarkısı var. Bir kahve bulduk Kemerburgaz'da. Oranın boyutlarını ölçtü sanat ekibi, birkaç hafta sonra Yavuz Bey'lerin ajansında boş kolilerden o mekan yaratıldı. Kapısı, bar masaları. Figürasyon geldi, o sahnenin provasını yaptık, üç kamerayla çekelim dedik. Bütün kameraların yönetmen vizörüyle objektifle açılarını belirledik. O kadar güzel ön hazırlık yapıp çalıştık ki artık sette biz, o çekim sadece 1,5 saat sürdü. Benim için bu çok güzel.

Av Mevsimi'nde yine Yavuz Bey, benim "handycam"le bütün okuma provalarında bulunmamı istedi. Bu görüntü yönetmeni için çok alışılmış bir şey değil, zorlayıcı da ama "Ne güzel" dedim! Bütün filmi çektik "handycam"le ve ben o zaman işte bir sıfır önde başlıyorum filme. O sahneleri biz çalışmışız daha önce Cem Yılmaz'la. Yani özetle ikisi de olur, ikisi de çok değerli, çok güzel.

- İçbak'tan film çekimlerine dair diğer tüyolar

Seyirci sorusu: Sizi en çok zorlayan ışık koşulları nelerdir ve bu durumlarda nasıl çözümler üretiyorsunuz?

Uğur İçbak: İyi planlamak lazım. Bir kere hava raporu almamız lazım. Güneşli bir gün istiyorsak senaryo gereği, güneşli günleri kollamamız gerekiyor. Ama güneş varken de şöyle bir risk almaz görüntü yönetmeni: Önce genel çekimleri yapmak ister. Çünkü güneşle mücadele edemem ben, güneşin üstüne bir güneş yapma şansım yok ya da büyük bir alanı güneş gibi yapma çok pahalıya mal olabilir ve mümkün de değil.

Şöyle bir sahne düşünün: Genel bir çekimle başlıyor, Ankara'nın ünlü bir yerinde güneşli bir sahne çekiyoruz. Sahnenin arasında yakın planlar var. Sonra sahnenin sonunda güneşli bir bitiriş planı. Çekim sırasıyla çekmeye çalışırsak: Güneşli genel çektik, sonra yakınları da güneşte çektik, yemek arası verdik, bulut geldi. Asıl genel güneşli bitiş planını çekemiyorum. O zaman ne yapıyoruz? İki tane genel planı önce çekiyoruz. Yakınlarda başımıza bir hal gelirse, güneş giderse ben orayı ark ışıklarımla aydınlatıp güneşmiş gibi yapabilirim. Çünkü sinemada devamlılık çok önemli. Özrü yok, bacağından asılacak adam görüntü yönetmeni orada. Önceden dersimize çalışmamız, bütün her şeyi öngörmemiz lazım.

Barışkan Ünal: Yani çekim yaparken daha çok stratejik hareket etmek gerekiyor?

Uğur İçbak: Tabii, filmin kaderi için de bu. Aslında filmde 30 saniye yer alacak bir sahneyi biz bir gün boyunca çekiyoruz belki. Ama o bir günde doğayı değiştiremem ki ben. Ben ona uyum sağlamak zorundayım, işin sırrı burada biraz.

Seyirci sorusu: Görüntü Yönetmeni post-prodüksiyon sürecinde rol almalı mı? "Videographer"lık görüntü yönetmenliğine erişmede avantaj sağlar mı ve Türkiye’de bu konudaki birinin portföyünde ne görmek istersiniz?

Uğur İçbak: Post-prodüksiyon sürecinde renk ve ton dengeleme aşamasında bulunmak benim için olmazsa olmazdır. Ama montaj aşaması yönetmenin alanı. Videographer da görüntü sanatıyla haşır neşir olduğu için yavaş yavaş ben nasıl kendimi kısa filmlerde geliştirdiysem, onlar da kendilerini çekimleriyle geliştirebilir. Portföyde ise yönetmen de görüntü yönetmeni de cep telefonuyla bile çekilse kadraja sığdırdığınız tercihlere bakar. Alışılmışın dışında da kadraj olabilir ama önemli olan nasıl inşa ettiği.

Seyirci sorusu: Kamera seçimlerini nasıl yapıyorsunuz?

Uğur İçbak: Kamera bir araç. Kamera çekmez, arkasındaki göz, görüntü yönetmeni önemli olan. Teknik seçimlerde de dünyayla benzer seçimlere sahibiz. Bazen "4K" meselesi, çözünürlük çok konuşuluyor ama önemli olan "dinamik aralık": Siyahlarla beyazlar arasındaki aynı kadrajda detay görme yeteneği. O benim için K’dan çok kamera seçmemde ana unsur.

Seyirci sorusu: Projeye uygun lokasyonu bulmak sizin için zorlayıcı bir süreç mi?

Uğur İçbak: Uygun lokasyonu bulmak zor ama bu işin ayrı kişileri var. Mesela Mardin'de bir şeyler çekeceğiz. İsteğimize uygun şeyler senaryoya göre analiz ediliyor, ayrıntıları çıkarılıyor. Bir yapım ekibi gidiyor, o mekanları buluyor, fotoğraflarını çekiyor, güneş yönünü çekiyor 360 derece. Sonra biz ön keşif ekibi olarak görüntü yönetmeni, yönetmen, benim çalıştığım teknik ekip şefi arkadaşlarım, prodüksiyon, reji beraber gezi yapıyoruz, seçiyoruz ve artık soru işareti kalmıyor çekimde. Çünkü çekimde kafamızı kaşıyarak "öyle mi çeksek, böyle mi çeksek" olmaz. Hollywood sinemasında da yok böyle bir lüks. Ama şu da korkutmasın. Yani bu kadar da katı, bu kadar yönetmen kıskaç altında değil. Aslında projenin iyi olması için yönetmen ve görüntü yönetmeni, o anda gittiğimiz mekanda küçük değişiklikler yapma özgürlüğüne sahip. Ama çok büyük değişiklik yeni hazırlıklara sebep oluyor, bu da ekstra zaman ve para demek.

(Bitti)

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve noktahaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.